şansını mı denemek istiyorsun? öyleyse, rastgele bir yazıyı okumaya ne dersin?
illerimiz ve Tarih Bilgileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
illerimiz ve Tarih Bilgileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DÜZCE

Düzcenin Tarihi

Düzce'nin tarihi 14. yy'dan daha gerisine dayanmamaktadır. Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3. yy' a kadar dayanmaktadır. Konuralp'in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır. Konuralp M.Ö. 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti'nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda 'Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)'dı. M.Ö. yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi.
Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda ' Prusias ad Hypium' olarak değişti. Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü. 395'de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı.


Osman Gazi'nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı. Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias'ını fethetti.

Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir.

14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir. Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.

16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır.

18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.

Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir.

14.yy.dan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir. Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi.

16.yy.ın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir.

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır.

18. ve 19. yy.da Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır.

Abdüllaziz ve Abdülmecit döneminde, Kafkasya'dan, Doğu Karadeniz'den, Doğu Anadolu'dan ve Rumeli'den gelen göçmenler Düzce'nin nüfusunun artmasında ve şehrin büyümesinde önemli rol oynamışlardır. Hükümet yeni gelenlere ücretsiz toprak sağlamıştır. Düzce'ye göç eden Türkler; Çerkez, Abhaz, Laz, Gürcü, Ordulu, Hemşinli, Batumlu, Hopalı, Tatar, Boşnak, Arnavut ve Bulgaristanlı…gibi geldikleri yerlerin isimleri ile anılmışlardır.

Düzce'nin arzetmeye başladığı ticari önem karşısında Rum ve Ermenilerinde şehre yerleşmesiyle birlikte renkli bir sosyal yapı ortaya çıkmıştır.

2. Abdülhamit döneminde Düzce'ye bağlı 137 köy vardı ve 6618 hane ile 36.088 nüfus yaşıyordu.

1869 yılına kadar Düzce nahiye olarak Göynük'e bağlıydı. 1870 yılında kaza oldu ve Kastamonu vilayetinin Bolu Sancağı'na bağlandı.

Düzce'de yaşayan Abhazların ileri gelenlerinden Elbuz Bey ailesinden Behice Hanım saraya giderek 2. Abdulhamit'le evlendi.

1915 yılında hükümetin emriyle Düzce'deki Ermeni Mahallesi (İcadiye Mahallesi) boşaltıldı.

30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Fransız askerleri komşu kazalara kadar çıkartma yaptılar. Bu dönemde Bulgaristan göçmeni Nuri Bey, Düzce Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurdu.

Milli Mücadele döneminde Düzce'de haraketli askeri ve siyasi gelişmeler yaşandı.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Düzce ilçesi Bolu vilayetine bağlandı. Düzce'nin ilk Kaymakamı Midhad Kemal Bey'dir.

Cumhuriyet dönemi boyunca, Düzce sanayi ve ticari alanda sürekli bir gelişme ve büyüme yaşadı. Düzce’nin güçlü ekonomik yapısının yanında sosyal faaaliyetler alanında sürekli bir hareketlilik yaşanmaktadır. Bu özellikleri itibariyle Düzce tarih sayfasına 1950’den itibaren “İL” olarak geçme isteğinde bulunmuştur.

Düzce 1944 Düzce Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi ve 17 Ağustos Körfez Depremlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. 12 Kasım Düzce Depremi ise şehri yerle bir etmiştir.

Deprem yaralarının daha kolay ve hızlı sarılabilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu kararınca Düzce “Türkiye’nin 81। İLİ” olmuştur.

Akçakoca
Akçakoca, Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz Bölümü’nün en batısınde yar alan ve doğudan Zonguldak İli’nin Alaplı İlçesi, Batıdan Sakaryı İli’nin Kocaali İlçesi, güneyden Düzce İli’nin Yığılca ve Cumayeri İlçeleri Kuzeyden Karadeniz ile çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 463 kilometrekaredir.

Çilimli

Çilimli Batı Karadeniz Bölgesinde yer almakta olup, doğusunda ve güneyinde Düzce ili, batısında Cumayeri ilçesi ve kuzeyinde Akçakoca ilçesi bulunmaktadır.

Cumayeri
Cumayeri 1987 yılında Gümüşova beldesiyle birlikte birleşerek Cumaova adı altında ilçe olmuştur. Cumayeri, 1993 tarihinde Gümüşova’dan ayrılmış ve müstakil bir ilçe olmuştur. Cumayeri, Aralık 1999’da Düzce’nin il olmasıyla birlikte Düzce’ye bağlanmıştır.

Gölkaya
Gölyaka ilçesi Batı Karadeniz Bölgesi, batı sınırları içerisinde Düzce İlinin en batı ucunda yer almaktadır. Doğuda Düzce ili, batıda Sakarya’nın Hendek ilçesi, kuzeyde Gümüşova ilçesi ve güneyde Bolu’nun Mudurnu ilçesi ile çevrilidir.

Gümüşova
Gümüşova ilçesi D-100 Karayolu üzerinde bulunmaktadır. İlçe Düzce iline 18 km. mesafede olup Düzce ovasının bitişiğindedir. Düzce’nin güneybatısında yer alan Gümüşova, batıda Sakarya ili, güneybatıda Bolu ili, güneyde Gölyaka ilçesi, doğuda Çilimli ilçesi ve kuzeyde Cumayeri ilçesiyle komşudur.

Kaynaşlı
Kaynaşlı, İstanbul-Ankara yolu üzerinde, Bolu Dağı’nın Düzce Ovası’yla birleştiği boğazda kurulmuştur. İlçe doğu ve güneyden Bolu İli, Batıdan Düzce İli ve kuzeyden Yığılca ilçesiyle komşudur. D-100 karayolu ilçenin tam ortasından, Anadolu otobanı da kuzeyinden geçmektedir.

Yığılca
Yığılca, batıdan Düzce ili ve Akçakoca ilçesi, güneyden Kaynaşlı ilçesi ve Bolu ili, kuzeyden Zonguldak ilinin Alaplı ilçesi, doğudan Bolu ilinin Mengen ilçesi ile çevrili bulunmaktadır। İlçenin il merkezine uzaklığı 38 km. olup en yakın komşu kentlerden Adapazarı’na 100 km, Ankara’ya 276 km ve İstanbul’a 234 km. uzaklıktadır.

Beyköy
Beyköy Düzce'nin güneyinde, 40 derece 15 dakika ve 41 derece 5 dakika kuzey enlemleriyle; 30 derece 29 dakika 32 derece 37 dakika dogu boylami arasinda, denizden 112 metre yükseklikteki düz bir arazide kurulmustur.Ortalama egimi % 0-10 arasinda olan Beyköy Beldesinin güneyinden Keremali Daglarindan dogup Efteni gölüne dökülen Ugur Suyu deresi geçmektedir.

Konuralp
18 Kasım 1994 tarihinde açılan, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerin sergilendiği Konuralp Müzesi'nde, 3 teşhir salonu, 1 laboratuar, 2 depo, 1 konferans salonu, idari kısım ve hizmet odası mevcuttur. Müzede 1.831 arkeolojik, 456 etnoğrafik ve 3.837 adet çeşitli devirlere ait sikke olmak üzere toplam 6.124 eser yer alıyor. Arkeoloji ve etnoğrafya salonlarında birbirine bağlı duvar vitrinleri yer alan müzenin arkeoloji salonunda 4 adet sikke vitrini bulunuyor.

Boğaziçi
Boğaziçi Beldesi, 1993 yılında kurulmuş olup, Ballar, Çayırtarla, Dokuzpınar, Şekerpınar, Yazlık, ve Yeşilköy olmak üzere 6 adet mahallesi vardır. 2000 yılı Nüfus sayım sonuçlarına göre nüfusu 2769’dur.


devamını oku>>

OSMANİYE

TARİH BOYUNCA YUKARI ÇUKUROVA VE OSMANİYE:

Yukarı Çukurova'da, Ceyhan Nehri'nin doğu yakasında yer alan, alabildiğine geniş hinterlandıyla Osmaniye; Ceyhan Nehri, Hamıs, Karaçay, Kesiksuyu ve Sabun Çayları nedeniyle sulak, hem de Çukurova'yı doğuya bağlayan yolların kavşağında olması nedeniyle işlek bir bölgededir.
Uluslar arası karayolu (D-400) ve Gaziantep-Tarsus otoyolu (TEM), hatta demiryolunun geçtiği güzergah binlerce yıldan beri "Maraş Yolu" olarak kullanılmıştır. Bu güzergâh Gâvur Dağlarını, meşhur Aslanbeli (Nurdağı Tepesi) denen yerden aşarak Çukurova ile doğu arasında bir köprü olmuştur. Bu yoldan M.Ö.333'te İran Kralı Dara ve ordusu da geçmiştir. 1671 yılında Evliya Çelebi de aynı yolu kullanmıştır.
Gavur Dağları tarihin en eski devirlerinden itibaren kaynaklarda yer almış ve birçok tarihi olaya sahne olmuştur. M.Ö. 3.bin yılı Mezopotamya kaynaklarında (Eski Akat ve Sümer), "Amanum", imparatorluk devrine ait bir Hitit tabletinde "Amana", M.Ö. 4 - 7 yy. Asur yazıtları da "Hamanu", klasik kaynaklarda "Maurun Oros" ( Karadağ ), haçlılar devrine ait batı kaynaklarında "Montana Migra" (Karadağ).İslam kaynaklarında ise "Cebel'ül - lukkam" olarak kaydedilmektedir.
Boğazköy kökenli Naramsin Tabletinde "Sedir Ağacı (Amanos) kralı İskuppu" adının geçmesiyle eski dönemlerde Gâvur Dağlarının çeşitli ağaçlar bakımından zenginliğini, bölgede M.Ö. 3. binin sonunda yerli halkın Akadlarca da tanınan bir siyasi birlik oluşturduklarını görmekteyiz.
Amanos Klik yasında Prokonsüllük yapmış olan, meşhur hatip ve devlet adamı Çiçeronun M.S. 51'de yazdığı mektupta da Amanos'lardan bahsedilmektedir.
M.S. 2. yy.'de Roma çağında, Küllü Köyünün yakınlarında yerleşik bir toplumun yaşadığı bugün hala var olan gömütlerden anlaşılmaktadır.
Osmaniye üzerinden doğuya giden ikinci yol, Örenşar, Kastabala'dan gelip, Karatepe üzerinden anti-torosları aşan, halk arasında Ağyol, Kocayol diye bilinen yoldur.
Böylesine geniş, işlek ve sulak bir bölgenin merkezini oluşturan yukarı Çukurova, doğal olarak antik çağlardan beri önemli bir yerleşim bölgesi olmuştur.

OSMANLILAR DÖNEMİNDE KINIK KAZASI VE SINIRLARI

Anadolu Fatihi Kutalmış oğlu, 1. Rükneddin Süleyman Şah 1083 yılında Adana, Tarsus, Misis ve Anazarva dahil bütün Çukurova'yı, 17. Aralık 1084 Salı günü Antakya'yı fethetti. Böylece bütün Çukurova bu tarihte, Anadolu Selçuklu Devleti'nin egemenliğine girmiş oldu.
Ancak, kısa bir süre sonra, 1096'da haçlıların işgaline uğramıştır. Anadolu'da Haçlı ordularıyla amansız bir savaşa giren Selçuklular, Çukurova'yı biraz ihmal etmişlerdir. Bu hassas dönemde, Haçlılarla işbirliği yapan Ermeniler dağlardan inerek, Kilikya Ermeni Prensliğini kurmuşlardır. Ancak hiçbir zaman tam bağımsız devlet olamayan Ermeni Prensliği, daima güçlü devletlere bağlı olarak yaşamıştır. Adana Müzesindeki bir yüzünde Ermeni Prensi'nin, diğer yüzünde Selçuklu Sultanı'nın adının yazılı olduğu sikkeler, bu görüşü destekleyen çok önemli belgelerdir.
1243 Kösedağ savaşı sonrasında ortaya çıkan Moğol baskısı ile Anadolu'da yoğun bir nüfus hareketliliği yaşanmaya başladı. İçlerinde Beydili mensubu Türkmenlerinde bulunduğu bir grup Suriye'ye göç ederek Memluk Devletine sığındılar. Bir Memluk müellifi, Moğolların baskısından kaçıp Memluk Devletine sığınan Türkmenlerin 100 bin aile olduğunu ve Sultan Baybars'ın bunlara Gazze'den Sis'e ( Kozan ) kadar uzanan yerlerde, İktalar vermiş olduğunu söylemektedir. Sultan Baybars 1266, 1273 ve 1275 yıllarında Çukurova ve çevresine Türkmen atlıları ile akınlar yaptı. Bu Türkmen atlıları dediğimiz ve dalga, dalga Çukurova'ya akın eden Türkmenler, Oğuz'ların üçok kolundan, Yüreğir, Kınık, Bayındır ve Salur boylarının mensuplarıdır. Orta Asya bozkırlarında olduğu gibi, konar-göçer yaşayan, oku ve yayı çok iyi kullanan, uzun saçlı bu Türkmenlerden Yüreğir oğlu Ramazan, 1352 yılında, Memluk Devleti tarafından, Çukurova'daki Türkmenlerin Beyliğine getirildi. Böylece 14.yy da, çoğunlukla kalelerine oturulan Çukurova'da, köyler ve kasabalar kurulmaya başlandı. Bu yeni uygarlık döneminde Pyrmos; " Ceyhan Nehri", Amanos'da "Gâvur Dağları" adını aldı.
Çukurova'ya gelen Türkmenler arasında Selçuklu Devleti'nin kurucularını ve hanedanını da çıkarmış olan Kınıklar, güçlü bir boydu. Hatta 1375 yılının başlarında, Ebu Bekir adında beyleri ile 15.000 Kınıklı Kozanı (Sis) kuşatmışlardı. Böylece Kilikya Ermeni Prensliğini de sona erdirmişlerdi. Bu olaydan üç yıl sonra, Memlukların kışkırtması sonucu, Yüreğir'ler ile arası açılan Kınıkların, büyük bir kısmı Çukurova'dan göç etmiştir.
Çukurova'nın 1516'da Osmanlı Devletine bağlanmasından sonra, 1521 tarihinde yapılan arazi ve nüfus yazımında, Kınık'ların, bir kaza kurdukları tespit edilmiştir. Üstelik Kınık'ların göçebe olmadıkları, yani yerleşik ve çok uygar yaşadıkları anlaşılmıştır.
Yapılan inceleme ve araştırmalarda, şimdiye kadar yeri bilinmeyen bu ünlü Kınık Şehrinin yerinin, bugünkü Osmaniye olduğu anlaşılmıştır.
1521 yılında, iki mahallesi olan Kınık Şehrinin, 1.572'de beş mahallesi, 16 köyü ve 54 ekinliği (mezrası) olduğu belirlenmiştir. Nüfusu' da 7.28'i merkezde, 1.504'ü köy ve ekinliklerde olmak üzere, 2.332 kişidir. Aynı yıl beyliğin merkezi olan Adana'nın nüfusu da 3.981'dir.
Kınık halkının çoğunluğu çeltikçilik yapıyor, pamuk, buğday, arpa ve yulaf tarımı ile uğraşıyorlardı. Bizanslıların bazalt taşlarla yapılmış basit el değirmenlerine karşılık, Çukurova Türkmenlerinden Kınık'ların Mercin Çayı üzerinde Ramazanoğlu Vakfı ile yaptırılmış, su ile çalışan değirmenleri vardı.
Kınık Şehri aynı zamanda ünlü bir ticaret merkezi ve pazaryeri idi. Adana-Misis-Kurtkulağı - Payas hattı üzerinden geçen Şam yolu (İpek Yolu) ile buradan geçen Maraş Yolu tüccarları develerle, atlarla, katırlarla gelip alış-veriş yapıyorlardı. Haftada bir kurulan ve İsneyn pazarı denen bu pazarda; pirinç, bal, yağ, üzüm, un, pekmez, bez, arpa, keçe ve yapağı gibi çeşitli mallar alınıp satılıyordu.
1671 yılında, İsneyn pazarının da kurulduğu gün, buradan geçen dünyaca ünlü Türk seyyahı Evliya Çelebi, pazarda 20.000 - 30.000 kişinin alışveriş yaptığını biraz abartarak belirtmiştir. Hatta "Müzeyyen İsneyn" yani "güzel İsneyn" diyerek övmüştür. "İnşallah-u Taala bu İsneyn bir şehr-i azim olur" diye de dua etmiştir. Daha sonra İsneyn adı o kadar ünlenmiştir ki Kınık adıyla özdeşleşmiştir. Mesela H.1118/ M. 1707 tarihli fermanda ".İfraz-ı Zülkadir taifesinden mukaddema İsneyn ovası civarında cibal-i saibbaya tehassun iden tacirlü cemaatlerinin biavnihi Taala cemiyetlerinin tefrik ve cezaları verilmesi..." denilerek, Kınık yerine, İsneyn adı da kullanılmış ve buradaki asayiş sorunlarının çözümü istenmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında Kınık halkının, pazarının ve çeltikçilerinin hukukunu düzenlemek için, 18 madde halinde "Kanunname" yayınlanmıştır. Mesela kanunnamenin bir maddesinde "ve etraftan Pazaryerine gelip dükkân kuran tacirlerden ve çerçilerden her birinden dükkân başına ikişer Halebî Akçe alınır imiş." denilerek dükkân açmak isteyenlerden alınacak ücret belirlenmiştir.
1691 tarihli sınır nameye göre Kınık şehrinin sınırlarının, bugün de yukarı Çukurova dediğimiz; Erzin, Hacbel, Zorkun, Hınzır ve Cebel üzerinden Düldül dağına, ovada Osmaniye ve Ceyhan Nehri boyunca, Ceyhan İlçesinin kuzeyinin tamamını içine alan bölgeye yayıldığı görülmüştür. Evliya Çelebi de Aslanlıbel'e geldiğinde "O mahalde İsneyn Pazarının Kınıklı kazası ve Adana eyaleti hududu tamam oldu" diyerek, Kınık'ın doğu sınırının buraya kadar geldiğini bildirmiştir.
Böylesine geniş bir bölgeye yerleşmiş olan keçe külahlı Türkmen kocaları, sandal tumanlı Türkmen kızlarıyla, Kınıklar, çok mutlu yaşıyorlardı. Çukurovalı ünlü ozan Karacaoğlan da bu dönemde yaşamıştır. Ancak Celali isyanları ile başlayan yasa dışı hareketler nedeniyle, Kınıkların mutluluğu uzun sürmemiştir. Dulkadiroğlu elinden ayrılıp geldikleri için "İfraz-ı Zülkadiriye" denen aşiretlerden özellikle Tecirli, Cerit ve Akçakoyunlular Kınık'a yerleşmişlerdir. Devletin aşırı vergi isteklerinden, aşiretlerin talanlarından yılan Kınıklar, yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Çoğunun dağlara çekildiği söylenirse de, nereye gittikleri tam olarak bilinmemektedir.
Kınık Şehrinin köylerinden olan Viranşehir'in; Toprakkale'nin doğusu veya Osmaniye'nin kuzeyindeki Örenşar denen yer Laçalu'nun, Toprakkale'nin güneyindeki Leçelik İnab'ın, Sakızgediği yamacındaki Hanneblikeli denen yer, Mercin'in, halen Ceyhan'ın kuzeyindeki aynı adla anılan köy, Türki'nin de, yarpuzdaki Türkdüzü olduğu sanılmaktadır.
Harabeye dönen Kınık Şehrinden ayakta kalanlar; Kınık eşrafından Hacı Osman ağanın kendi adıyla anılan köyü, yani şimdiki Hacı Osmanlı Mahallesi ve Evliya Çelebi'nin "Kınık Kalesi" dediği Toprakkale ile Karaçay'da Hasan Dede, Dereobasında Pir Sofu, Fakıuşağında Yağmur Dede, Toprakkale'de askeri mühimmat deposunun batısındaki tepede Süleyman Dede, adlı Kınık ulularının mezarlarıdır.
Kınık, 19. yy. da Osmaniye kuruluncaya değin bir kaza merkezi olarak anılmaya devam etmiştir.

BUNALIM DÖNEMİNDE GÂVUR DAĞLARI:

Gâvur Dağları olarak ünlenen bu sıra dağlar Belen'den başlayıp Düldül Dağlarına kadar uzanırlar. Bir Başka ifade ile bu ünlü dağ silsilesi Maraş çevresinden başlar, kuzeydoğu, güneybatı yönünde sıralanarak Asi nehrine kadar ulaşır. Ahmet Cevdet Paşa'nın tarifi de bu doğrultudadır.
Tarihin değişik safhalarında çeşitli isimlerle anılan bu amansız sıra dağlar, Orta Çağda Bizans - Abbasi sınırını oluşturmuş ve Bizanslılar tarafından "Amanos Dağları" olarak anılmıştır. Araplar ise "Kafir Dağları" demişlerdir.
Karadağ ismi ilende bir dönem bilinen bu muazzam silsile Ulaşlı'lara yüzyıllarca yurtlukta yapma görevini ifa ettiğinden olsa gerek Ulaşlı dağları olarakta anılabilmektedir. Bölge daha sonraları ise Cebeli bereket olarak isimlendirilmiştir. Haziran 1941'de, Ankara'da toplanan 1. Coğrafya kurultayı, yukarıda saydığımız gibi değişik isimlerle anılan Gâvur Dağlarının adını, Amanos Dağları olarak kabul etmiştir.
Kınık Şehrinin ve köylerinin terk edilmesinden sonra, başta Tecirli ve Ceritlerin kışlağı olan Çukurova; sazlık, bataklık ve ormanlık hale gelmiştir. Ahmet Cevdet Paşa, 1865 yılında, Osmaniye'den Kadirli'ye giderken, otların aşırı yüksekliği nedeniyle askerlerin kargılarının ucunun bile görünmediğini, öncü askerlerin otları biçerek yol açtığını, 150 yıldır sürülmemiş olan toprakların leş gibi koktuğunu bildirmiştir.
Mufassal Tahrir Defterleri ile Ahmet Cevdet Paşa'nın verdiği bilgilerden de öğrendiğimiz üzere, 16.yy. ile 19 yy. arasına rastlayan dönem, Osmanlı Devletinin eski ihtişamını ve gücünü yavaş, yavaş kaybetmeye başladığı dönemdir. Batıda özellikle Avusturya ve Rusya ile yapılan savaşların kaybedilmesiyle Celali isyanları Anadolu ve Rumeli'deki toprak düzeninin bozulmasına dolaysıyla devletin yerine mahalli bölgelerde Ayan ve Ağa dediğimiz nüfuzlu kişilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 1735' ten birkaç yıl önce, Burnaz ile Kurtkulağı arasına yerleştirilen İfraz-ı Zülkadiriye Türkmenlerinden Döngelelu, Ulaşlı, Çalışlu, Develu ve Kebelu oymakları yerlerini terk ederek Okçu İzzettinli Kürtlerinin yaylağı olan Gâvur Dağlarına göç etmişlerdir. Böylece bölgedeki merkezi otorite zaafı daha da hızlanmıştır. Bunun sonucu olarak merkezi otoriteden vazgeçmek istemeyen devlet ile bu nüfuzlu kişiler sonraları karşı karşıya gelmek durumunda kalmışlardır. Öyle ki, bu oymaklardan çıkan, "Samur Kürklü Küçükalioğulları" sonradan Paşa olan Halil Bey ve oğlu Dede Bey ile onun da oğlu Mıstık Paşalar, Payas'da, hacıları ve yolcuları soyarak ünlenmişler, derebeyi olmuşlardı. Hatta Padişah Abdulaziz'in hediyelerini Mekke'ye götüren Surre Alayı dahi, Burnaz'da soyulmuştu.
Gâvur Dağlarındaki Ulaşlı oymağına mensup Alibekiroğlu, Karayiğitoğlu, Çenetoğlu, Kaypakoğlu Ağaları da, Küçükalioğullarının beylerine tabi idiler.
Dulkadirli eline bağlı oymaklardan bazılarının adı, yörede hala yaşamaktadır. Osmaniye / Gebeli'de Kebelular, Zorkun'da Küreciler, Küllü'de Küşne, Fenk'te Hacılar, Bahçe / Yuvaklı'da Yuvaklı, Kapılı'da Söylemezli, Cebel'de Oruçgazi oymakları yaşamış olmalıdırlar.

OSMANİYE'NİN KURULUŞU:

Bilindiği gibi Padişah Abdulaziz, devletin çöküşünü önlemek amacıyla bir dizi reform yapmıştır. Bu reformlar arasında Gâvur Dağları, Kurt dağları, Kozan Dağları ve Kahramanmaraş'a kadar olan bölgedeki Türkmen isyanlarının bastırılması, Zeytun Ermenileri terörünün önlenmesi ile göçebe yaşayan aşiretlerin yerleştirilmesine ilişkin çalışmalar, hem ülkenin, hem de, bölgenin kaderini değiştirmiştir.
Bölgedeki isyan ve terör sorununun çözümlenmesi için askeri yönden Derviş Paşa, siyasi yönden Ahmet Cevdet Paşanın yönetimindeki "Fırka-i İslahiye" adında bir reform ordusu kurulmuştur. Fırka-i İslahiye'nin yöredeki askeri harekatı ve reform çalışmaları Mayıs 1865 (Muharrem 1282) de başlamış, üç yıl gibi çok kısa bir süre sonunda, Şubat 1867 (Zilkade 1284) de tamamlanmıştır.
Bu hareket esnasında, Yarpuz'da ki Türküdüzü çatışmalarından başka ciddi çatışma çıkmamış, ağaların ve beylerin hemen hepsi, kendi istekleriyle devlet güçlerine teslim olmuşlardır. Fırka-i İslahiye' de, her aşireti kendi kışlaklarına veya istedikleri yerlere iskan etmiştir. Buna rağmen dönemin ünlü halk ozanı Dadaloğlu'nun, Osmanlı'ya ve Fırka-i İslahiye ye tepkilerini anlamak mümkün değildir.
Osmaniye'yi fırka-i İslahiye kurmuştur. Osmaniye'nin kuruluş sebeplerinden birincisi, burada, Hacı Osmanlı Köyü adında çok eski bir köyün olması, ikincisi, bu köyün, yörenin en saygın köyü olması, üçüncüsü ve belki de en önemli sebep burasının merkezi konumudur. Adına da zorunlu iskân nedeniyle halkın incinmiş olan gururunun okşanması için, buradaki köyün adı verilmiştir. Bir başka yoruma göre ise, Osmanlı Devletine duyulan saygıdan dolayı "Osmaniye" denmiştir. Osmaniye; "Osmanlılara ait" anlamına geldiği gibi "Osmanlının eli, Osmanlının yurdu" anlamlarını da çağrıştırmaktadır.
Osmaniye, 20 Ağustos 1865 (26 Rebiülevvel 1282) de, Fırka-i İslahiye, Hacı Osmanlı Köyüne geldiği gün fiilen kurulmuştur. Ardından kaza (Kaymakamlık) yapılmıştır. Aynı yıl, Hacı Osmanlı Köyü halkı, şimdiki Hacı Osmanlı Mahallesini, Alibekiroğulları, Bostancıdamı denilen şimdiki Alibekirli Mahallesini, Tecirli'lerden Cırnazlı aşireti de, Rızaiye Mahallesini oluşturdular. Daha sonra Kafkas'lardan gelen göçmenler de, "Dağıstan" denilen, şimdiki Alibeyli Mahallesini kurmuşlardır.
Tecirli, Çenetoğlu ve bugünkü Ceyhan ilçesinin sınırları içinde kalan Cerit Nahiyelerini Osmaniye Kaymakamlığına, Osmaniye Payas (Üzeyir) Sancağına, Payas Sancağı da, Halep Valiliğine bağlanmıştır. Ancak 1867'de Payas, Kozan ve Adana Sancakları, Halep Valiliğinden alınmış, yeni kurulan Adana Valiliğine bağlanmıştır. Bu tarihte Osmaniye'nin nüfusu, nahiyeleriyle beraber 1.388 hane, yaklaşık 6.940 kişidir.
1872 yılında Osmaniye'nin Kaymakamı, Alibeyli Mahallesine de adı verilen Ali Efendidir. Bu tarihte ilçede; 1 Hükümet Konağı, 1 Cami, 3 Mescit, 1 Medrese ve 45 Dükkân ile 405 hane yaklaşık 2. 025 nüfus bulunmaktadır.

CEBELİBEREKET SANCAĞI VE VİLAYETİNİN KURULMASI



Cebelibereket, şimdi Amanos dağları denen Gâvur dağlarının ve burada kurulan sancağın adıdır. Osmanlıca bir deyim olup, "Bereket Dağı" anlamına gelmektedir. Tanzimat Fermanı'nın, Müslüman, gayrimüslim yasaklaması nedeniyle Müslüman olmayanlar için söylenen "Gâvur" deyimi de yasaklanmıştır. Bu yüzden "Gâvur Dağları" yerine bu dağların orman ürünlerinin yanı sıra zengin florasından dolayı, 1865'de Fırka-i İslahiye'nin komutanları bu adı vermişlerdir.
Fırka-i İslahiye'nin iskan çalışmalarını tamamlayıp İstanbul'a dönmesinden 10 yıl sonra 1877 yılında Kozan'da, Kozanoğullarından Ömer adlı bir kişinin yeniden dağlara çekilip derebeylik yapma girişiminde bulunması, yöneticileri kaygılandırmıştı. Hatta bu olay üzerine Kozanoğlu aşiretinin yaktığı ağıtta şöyle denilmişti:
"Çıktım Kozan'nın dağına
Remil attım dost bağına
Ne durursun Kozanoğlu
Kaç kurtul Gavurdağına"
Cebelibereket Sancağının kurulmasının bu olayla bağlantısını kuranlar vardı. Cebelibereket Sancağı II. Abdulhamit'in padişahlığı zamanında, Ziya Paşa Adana Valisi iken, Gavur dağlarının yönetiminin ve denetiminin daha iyi yapılabilmesi ve Ziya Paşa'nın dediği gibi, buradaki halkın "hukukundan emin" olması için, Payas Sancağı Yarpuz'a taşınarak kurulmuştur. Adına "Cebelibereket Sancağı" denmiştir.
Cebelibereket Sancağının kuruluş tarihi, dönemin Adana Valisi ünlü şairimiz Ziya Paşa'nın, bir zaman, Yarpuz Orman İşletme binası olarak kullanılan Hükümet Konağı için yazdığı altı mısra halindeki şu kitabe belirtilmiştir:
"Hüda devletle han Abdulhamit'i payidar etsün
Ki ahdinde memaliki feyz ü irfana karin oldu
Payas'tan Yarpuz'a cay-i hükümet naki idüp şimdi
Bu etrafın ahalisi hukukundan emin o
Vilayette Ziya Vali iken yazdı bu tarihi
Yapıldı buraya Bab-ül Hükümet dil-nişin oldu"
"Yapıldı buraya Bab-ül Hükümet dil-nişin oldu" mısrasındaki harflerin sayı değerlerinin, ebcet hesabıyla toplanmasından H.1296/M.1878 tarihi elde edilir. Yani, Payas Sancağı Yarpuz'a 1878 de taşınmış ve Cebelibereket Sancağı kurulmuştur.
Cebelibereket Sancağı; Kozan, Mersin ve İçel Sancakları ile birlikte Adana Vilayetine bağlanmıştır.
1881 yılında, Cebelibereket'in Mutasarrıfı Yusuf Paşa, Osmaniye'nin Kaymakamı, Rızaiye Mahallesine de adı verilen Rıza Bey'dir.
Bundan 111 yıl önce, Rıza Bey'in Cebelibereket Mutasarrıfı, Şemsettin Efendinin, Osmaniye Kaymakamı olarak görev yaptığı 1891 yılında Osmaniye şöyle tanıtılmaktadır:
"Osmaniye kazası Merkez-i Liva'dan 6 saat süren ba'd garbide vaki Rızaiye makarr-ı kaza olup kıyı köyleri Cerit, Tacirli, Çenetoğlu Nahiyelerini havidir. Rızaiye kasabasının önünde kıble canibinden Karasu cereyan idüp, 7 değirmen ve 2 pirinç dingi idare eder harklara münkasim olarak pirinç ve susam vs. yetiştirir.
Bu kaza dahilinde, Hamıs Suyu, Mercin namlarıyla büyükçe çaylar olup, Ceyhan Nehri'ne mansıb olurlar.
Merkez-i Kazanın havası yazın kesb-i vehamet iderek, ahali iki buçuk ve dört saatlik mesafelerdeki yaylaklara çıkarlar.
Ormanlık ve eşcar-ı müsirresi ve mahsülat-ı arzıyyesi derece-i vüstada olup, aşaire mahsus kilim , çul ve kıl inas nesh ve imal iderler. Mezkur Cerid Nahiyesinin kilimleri aşairin, eskiden beri meşhur olan kilimlerinin en güzel nefisidir.
Ahali-i kazanın bir kısmı rençberlik ve ziraat ettikleri gibi, kısm-ı diğeri de sığır, koyun ve keçi yetiştirirler.
1 Cami, 5 Han, 3 Fırın, 30 Dükkan, 2 Mektep, 7 Değirmen, 2 Dink vücuttur.
Nüfus; İslam: 7.764, Hıristiyan: 100".
Cebelibereket Sancağı, 1908 yılında Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte, Yarpuz'dan önce Erzin'e , sonra da Osmaniye'ye taşınmıştır. Osmaniye'de Merkez Ortaokulunun yerindeki hanın, ilk sancak binası olduğu söylenir.
1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, sancakların vilayete dönüştürülmesi nedeniyle "Cebelibereket Vilayeti" adını almıştır. Mehmet Eminler'in evinin de Vilayet Konağı olarak kullanıldığı söylenir. Ama asıl Vilayet Konağı, 1930'da yaptırılan bir süre de Kaymakamlık olarak kullanıldıktan sonra, 1991 yılında yıktırılıp yerine Özel İdare işhanı dikilen binadır.
Cebelibereket Vilayetinin Merkezi Osmaniye'dedir. Bahçe, İslahiye, Hassa, Payas ve Ceyhan da kazaları olmuştur.
1908'den itibaren 15 yıl sancak, 10 yıl da vilayet merkezi olan Osmaniye, 1 Haziran 1933'de sebebi hala anlaşılamayan bir tasarrufla ilçe haline dönüştürülmüş ve Adana'ya bağlanmıştır.
Osmaniye, 1865 iskânından sonra coğrafi konumundan kaynaklanan avantajları nedeni ile hızla gelişmiştir. 1927 yılında Osmaniye'de 35 konak, 200'ü kiremit örtülü olmak üzere, 400 huğ tipi konut olduğu söylenmektedir. 1927 yılında nahiye ve köyleri ile birlikte Osmaniye'nin nüfusu 18.282 iken, 1940 yılında 24.778'e, 1945 yılında 29.054'e, 1950 yılında 34.661'e ulaşmıştır.
1950'lerde ülke çapında başlayan sanayileşme/şehirleşme sürecinde merkezi konumu, ulaşım kolaylığı ve ılıman iklimi nedenleriyle, Osmaniye tarım işçilerinin göç cenneti olmuştur. İskenderun Demir ve Çelik Fabrikasının açılması ile birlikte Osmaniye'ye göç hızla artmıştır.
Tarih boyunca yukarı Çukurova'nın adeta devamı olan Gâvur Dağları ve bu dağların koyaklarındaki yemyeşil yaylaları da, bölgenin en canlı turizm köşelerindendir. Osmaniye ve çevresindeki yerleşim birimlerinden her yaz sadece iki ay gibi kısa bir süre için, bu yaylalara 50.000'den fazla nüfus çıkmaktadır.
Çukurova'da yayla turizmi yönünden Tekir, Bürücek ve Namrun yaylalarının alternatifi olan Zorkun, Mitisin-Dervişpınarı, Olukbaşı, Fenk, Ürün, Maksutoğlu ve Bağdaş yaylaları alt yapılarının yetersiz olması nedeniyle kışın tamamen terk edilmektedir.
Sonuç Olarak; Ceyhan Nehrinin doğu yakasında bulunan yukarı Çukurova, antik dönemlerde Karatepe, Kastabala ve Toprakkale, Osmanlı döneminde ise, Kınık Şehri ile ünlenmiştir.


devamını oku>>

KİLİS

COĞRAFİ KONUMU

Kilis ili güneydoğu Anadolu bölgesin de Hatay – Kahramanmaraş oluğu ile Fırat ırmağı arasında uzanan Gaziantep Platosunun güneybatı kısmında Türkiye – Suriye sınırı boylarında, 36 K enleminde ve 32 D boylamı değerleri arasındadır. Bu konumuyla saha Akdeniz ve Güneydoğu bölgeleri arasındaki geçiş kuşağı üzerinde bulunur.

Ortalama yükseltisinin fazla olmadığı 680 m. Olan bu sahanın değişik kısımları arasında büyük yükselti farkları bulunmamaktadır.



1995 yılında İl statüsüne kavuşan Kilis’in sınırları güneyden Türkiye – Suriye sınırı, batı ve kuzeybatıdan İslahiye, kuzey ve kuzeydoğudan Gaziantep merkez ve doğudan Oğuzeli ilçeleri ile çevrilidir.

İl alanı 1521 Km2 kadardır. İlin merkezini oluşturan Kilis – Suriye İli sınır uzunluğu 111 km’dir. İl Merkezi sınıra uzaklığı 5 Km olup, plato kenarına tutunmuş Gaziantep – Halep yolunun geçtiği eski bir yerleşim yeridir.

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Dağlık Alanlar

Coğrafi yönden Kilis yöresi olarak adlandırılabilecek olan bu saha, batısında yer alan Hatay – Kahramanmaraş oluğu içerisindeki İslahiye ovasından Kurt Dağlarıyla ayrılmaktadır. Güneyde Suriye sınırı yakınında kuzey, güney yönlü olan bu dağlık kuşak daha kuzeyde kuzeydoğu, güneybatı yönünü almakta ve kuzeybatıdan sınırlandırılmaktadır.

Güney ucunda, Türkiye – Suriye sınırının üzerinde geçtiği Darmik Dağı’ndan başlayarak kuzeye doğru Hazil, Karruca, Kartal, Büyük Arabdede, ve Sof Dağları ile devam eden kuşağın yükseltisi 1250 m civarındadır. Kütlenin en yüksek noktasını teşkil eden Sof dağı ise 1496 m yüksekliktedir.

Güneydoğu Torosların ön sıralarını oluşturan bu dağlık kuşağın yapısını tortularla karışık halde bulunan serpantinler ve yer yer bazaltlar meydana getirir. Örneğin Darmik, Büyük İkiz, ve Karlıca dağları bazaltik konilerdir.

Böylece bu dağları Amanos dağları kadar belirgin olmamakla birlikte bir horst olarak değerlendirebilmek mümkündür.

Platonik Alanlar

Kilis ovası ve diğer küçük ölçülü düzlükler dışında kalan çok geniş kısım platolardan oluşur. Bu platolar tarımsal değerleri bakımından farklı iki tipe ayrılırlar.

Bazalt platolar : Bu platolar Afrin vadisi doğusunda Kilis ovası va Yavuzlu Köyü çevresindeki düzlükler ile Balık ve Sinnap suları arasındaki dar alanlı düzlükler dışında sahanın tamamını işgal etmektedirler.

Diğer Platolar : Bunlar parçalar halinde sahanın çeşitli kısımlarında bulunurlar. Afrin ve Babon suları arasında en geniş yayılış alanına sahip olan bu platolar hafif engebeli düzlüklerden oluşmuş ve üzerindeki bazalt örtünün aşınması ile ortaya çıkmış eski aşınım yüzeylerdir.

Düzlük Alanlar :

Kilis ovası tektonik kökenli bir ovadır.

Yaklaşık 100 – 110 Km.’lik bir alana sahip olan ovanın denizden tahmini yüksekliği 600 – 650 metre civarındadır. Kilis ovası doğusunda ki Elbeyli ovasında ki geniş bazalt eşiği ile ayrılmıştır.

Kilis ovası dışında Elbeyli ovasının doğu kısmını oluşturan ve yaklaşık 70 Km.’lik bir saha kaplayan Yavuzlu Köyü çevresindeki düzlüklerdir.

Jeolojik Yapı :

Saha jeolojik yönden sınırın Afrin vadisinden geçtiği farklı iki kısma ayrılmaktadır. Vadini Batısındaki kısım orojenik Flişzonu olarak belirlenmekte ve dış Torosların dış sıralarının oluşturmaktadır. Kilisin yaklaşık 120 Km Kuzeybatısından, Türkiye'nin en aktif faylarından biri olan Doğu Anadolu fayı geçmektedir. 1996 tarihinde Bakanlar kurulu Kararı ile yürürlüğe giren Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasında 3.cü deprem bölgesinde bulunmaktadır.

İKLİM ÖZELLİKLERİ

Kilis ilinin iklimi genel karakterleri itibariyle Akdeniz iklimi içerisinde kalır. Akdeniz iklim bölgesi, Akdeniz Havzasının genel atmosfer dolaşımı içerisindeki yeri gereği yazın çoğunlukla tropikal, kışın ise kutupsal hava kütleleri gibi birbirinden farklı özellikleri gösteren hava kütlelerinin etkisinde kalır. Yazın oldukça etkili olan ve tarihi devirlerden beri Eteziyen olarak tanınan hava hareketi yerde etkili olmadan önce Akdeniz üzerinden geçerken soğuduğundan bu devrede de sıcak ve nisbi nemi düşük olan ilde, serin – nemli etkisiyle bilinir ve garbi olarak adlandırılır.

Rüzgarlar : Kilis ve çevresinde yıl içindeki genel durum dikkate alındığında, batı ve kuzey sektörlü rüzgarlar etkili olmaktadır. Hakim rüzgar yönü kuzeybatıdır. Kilis ve çevresini kış ve ilkbahar mevsimlerinde, soğuk ve kuru kuzeydoğu yönlü hava akımları çok daha az etkilemektedir.

Basınç : yıllık ortalama yerel basıncın 942.o mb. Olduğu Kilis ilinde basıncın en düşük olduğu ay Temmuz, en yüksek olduğu ay ise Aralık ayıdır. Kış aylarında yükselen basınç ilkbaharda sürekli düşerek Temmuzdan itibaren tekrar yükselmeye başlar ve Kasım – Aralık aylarında en yüksek değere ulaşır.

Yağışlar : Kilis’te yıllık ortalama yağış miktarı 515.8 mm.dir. Kışın Akdeniz’den doğuya doğru ilerleyen gezici hava kütleleri Amanos dağlarının batı yamaçlarında yükselerek bol miktarda yağış bırakırlar. Tüm yağışlar içerisinde yaz yağışlarının payı % 1 – 2 civarındadır. Kış ayları ise en yağışlı mevsimi oluşturur. Toplam yağışların yaklaşık yarısı bu mevsimde düşer. İlkbahar mevsimi karasallık nedeniyle sonbahardan daha yağışlıdır.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

Halen Kilis yöresinde yaklaşık 7600 hektarlık saha ormanlarla kaplıdır. İl alanının % 6 – 7’sini oluşturan bu oran Türkiye ortalamasının altındadır. Kurt dağlarındaki Hisar, Topallar, Deliosman ve Hasancalı köyleri arasındaki kısım, bölgedeki en yoğun ve en gür ormanlık sahadır. Buradaki vejetasyon içinde en yaygın olan tür Kızılçamlardır.

Haremli dağı kuzey yamaçları üzerinde kurulu Bozkaya Köyü çevresi ile Afrin çayı orta çığırında Koçcağız Köyünden, Deliçay kolunu aldığı kesime kadar parçalı ve küçük köy korulukları şeklinde, bazen Kızılçam bazende Kızılçamlarla karışık maki formasyonları (Kermez meşesi, sandal, pınar meşesi, tesbih ağacı, ardıç, sakız ağacı, Menengiç, akçakesme, palamut meşesi, mazı meşesi, ve sumak) yer alırlar.

Kilis ovası ve sinap suyu ile Balık suyu arasındaki düzlüklerin tarım arazisi dışında kalan kısımları ise step formasyonu ile kaplıdır.

AKARSULAR

Kilis ilinin batı bölümü sularını Afrin çayı ve kolları aracılığıyla Amik ovası akarsu havzasına ve oradan da Asi nehri vasıtasıyla Akdeniz’e gönderirler. Doğu bölümü ise yöre ölçüsünde önemli sayılabilecek iki küçük akarsu ile Halep güneyindeki Müftü gölü kapalı havzasına boşaltır.

Havza genişliği ve geçirdiği su miktarı bakımından sahanın en önemli akarsuyu olan Afrin çayı, Gaziantep platosu batısındaki Külecik dağından doğarak güneye doğru akar. Daha sonra batıdan Kartal dağından doğan Bakırcan deresi, doğudan da Sof dağından kaynağını alan Karadereye karışarak Karaafrin adını alır. Böylece sınırlarımız içinde yaklaşık 70 Km. uzunluğuna erişmiş olur. Sınırı terk ettikten sonra en önemli kolu olan Sabun suyunu alır.

Afrin çayından sonra 276 Km.lik kabul havzasıyla sahanın ikinci akarsuyu olan sabun suyu da Gaziantep platosunun batısındaki çatatepe’den kaynaklanır ve kuzey – gü-ney yönünde akar. Daha sonra Afrin çayına kadar ulaşan sırtlar, dereler kuşağını derince yararak bir boğaz oluşturur. Bu boğazdan sonra az derin yatağına akarak Suriye sınırına ulaşan ve yaklaşık 50 Km. lik uzunluğu tamamlayan sabun suyu sınırın hemen ötesindeki Afrin çayına karışır.

Afrin çayı doğusundaki bazalt platosu ve Kilis ovası ise sularını Balık ve Sinnep suları ile halep güneyindeki Müftü gölü kapalı havzasına gönderir.Sinnep suyu ise bazalt platosunun Kilis ovası kuzeyindeki güney bölümünden doğar. Platoyu Batı – Doğu yönünde parçalayan ve kaynaklarla beslenen üç kolun birleşmesi ile güneye yönelir, ve Kilis ovasının doğu sınırını oluşturarak sınırlarımızı terk eder.

KİLİSTE BARAJ VE GÖLETLER

SEVE BARAJI

Kilis ovasında yer almaktadır. 1400 hektar çevreyi sulayacak ve Kilis’e içme suyu verilecektir. Kentin su ihtiyacının 7 Hm3’üde Seve Barajından sağlanacaktır. Baraj inşaat halindedir.

BALIKLI GÖLETİ

Sulu tarımın arttırılabilmesi için yürütülen Kilis ilinin 35 km. kuzeybatısında Deliçay deresi üzerinde inşa edilmiştir. Balıklı Göleti’nin Sulama alanı 370 hektardır. Balıklı Göleti İnşaası tamamlanmış olup işletmededir.

ÜÇPINAR GÖLETİ

Deliçay üzerinde kurulu olan Üçpınar Göleti’nin İnşaası tamamlanmamış olup tamamlandığında 325 hektar araziyi sulayacaktır.

SAPKANLI GÖLETİ

Sapkanlı göleti Hasenke Deresi üzerinde kurulu olup 209 hektarlık araziyi sulayacaktır.

KONAK GÖLETİ

Sinnep Deresi üzerinde kurulmuş olan gölet içme ve sulama amaçlıdır.49 köye içme suyu sağlayan gölet 282 hektar alanı da sulayacaktır.Sulama kanallarının inşaatı devam etmektedir.


devamını oku>>

KARABÜK

Karabük'ün Tarihi
Karabük adıni, üzerinde yasadıgi cografi ortamdan almıştır. “Kara” ve “Bük” sözcükleri, kara çalilik yer anlaminda, Karabük adınin olusumuna kaynaklik yapmıştır. Bu topluluklarda yasayan Türkmen toplulukları, Karabük cemaati adıni bu biçimde almislardir. Türkiye'de 14 yer ve mevki adınin bugün Karabük seklinde geçmesi, cemaatlerin bu topraklardan diger yerlere göç ettigi görüsünü kuvvetlendirmektedir.
http://www.karabuk.bel.tr/images/trengar.jpg







TARIH ÖNCESI DÖNEMDE KARABÜK VE ÇEVRESI
Karabük ve çevresinde, yörenin yazisiz kültür dönemini aydinlatacak çok sayida höyük ve tümülüs olmasina karşın, bilimsel anlamda herhangi bir arkeolojik kaziya konu olmamasi bu konudaki açıklamalarda bir bilgi boslugu yaratmaktadır. Ancak, Ovacık ve Eskipazar ilçelerindeyapılan arkeolojik yüzey arastirmalarına bakilacak olursa, Karabük ve çevresinin en eski yerlesmesi Eskipazar Ilçesindeki “Yaziboy” köyüdür. Burada bulunan bir höyügün, ilk Tunç Devri (M.Ö.2500) olarak yerlesmeye konu olmasi, Il sinirları içinde Eskipazar'in önemini artirmaktadır.
http://www.karabuk.bel.tr/images/tarih_1.jpg
ILKÇAG'DA KARABÜK VE ÇEVRESI
Ilkçagda Karabük, Hititlerden baslamak üzere Frig, Helenistik Kralliklar ve Roma döneminde geniş çapli olarak yerlesmeye konu olmustur. Karabük'ün, Hititler döneminde yerlesmeye konu olan Ilçesi; Eflani'dir. Hitit metinlerinde kentin en eski adınin Haluna (Yün) olarak geçtigi bilinmektedir. Ovacık'in Kislaköy'ü, Frigler döneminde yerlesmeye konu olmustur. Burada bulunan Hesem Degirmeni'nin kapisindakiyapı tasinin Frigler dönemine ait olduğu sanilmaktadır. Helenistik Kralliklar döneminde özellikle Eflani, yerlesmeye konu olmustur. Helenistik Kralliklardan Bitinler, Roma'nin Bati Karadeniz Bölgesini (Paflagonya) ele geçirmesini önlemek için Eflani'de üs olusturulmus ve bölgenin savunmasını buradan gerçekleştirmişlerdir (M.Ö.70). Eflani'nin tarihte bilinen ikinci adı Bitinya Krali Nikomedes'in oglu Phylomenes'ten dolayi, “Phylomenes Yurdu” olarak bilinmektedir. Ilkçagin son Devleti olan Roma, M.Ö.1, yüzyilda Anadolu'ya girince önem verdigi yerlerden birisi de Bati Karadeniz Bölgesi olmus, bölgenin ormanları ve madenlerini emperyalist bir politika izleyerek kendi çikarları doğrultusunda kullanmayi bilmiştir. Roma'nin bu amaçlarla Karabük Ili sinirları içinde kurdugu en önemli kentler Eskipazar sinirları arasında yer almaktadır. Bunlar, Hadrianapolis ve Kimistene adı ile anilan yerlesme alanlarıdir. Bunun yanisira Karabük'te Bürnük Köyü, Üçbas Köyü, Bulak Köyü; Ovacık'ta Pürçükören Köyü, Roma Dönemi kalintiları ile adeta tarihi taniklik yapmaktadırlar.
http://www.karabuk.bel.tr/images/tarih_4.jpg
MALAZGIRT SAVASI ÖNCESI TÜRK YERLESMESI
Türkler, 1071 Malazgirt Savasi öncesinde de Anadolu'ya degisik amaçları gözeterek gelmişler ve yerlesmişlerdir. Özellikle, Kuzey Türklügü olarak tarihte bilinen bu Türk kitleleri içinde Oguzlar olduğu gibi Kipçak, Peçenek gibi diger Türk kavimleri yer almaktadır. Daha sonra çeşitli nedenlerle Bizans'in emrine giren bu Türk kavimleri, bu devletin izledigi iskan siyaseti, Anadolu'nun çeşitli kisimlarına yerlestirilmişlerdir. Yer adlarından (Toponimi) yola çikarakyapılan yorumlamalar sonucunda Eskipazar'da Tamislar Köyü'ne adıni veren Tamis, Bizans'in emrinde bir Oguz Beyi olup, saptamalara göre, Malazgirt Savasi'nda Selçuklu ordusuna karşı savasirken, giysilerde kullanılan renk ve dil benzerliklerinden dolayi kısa zamanda saf degistirmis, Selçukluların tarafına geçmiştir. Malazgirt Savasi öncesinde yöremizde görünen ve yerlesen ikinci Türk kavimi Kipçaklar oldu. Kipçaklar kitleler halinde Safranbolu ile Eflani arasındaki topraklara yerlesmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet, XV. Yüzyilin ikinci yarisinda Amasra'yi fethedince, kentte bulunan Cenevizlileri Istanbul'a gönderirken, Eflani'de yasayan Kipçakları da Amasra kentine sürmüstür. Bugün Amasra'da özellikle ağaç islemeciliginde çok ünlü olan bu insanlar, Kipçak Türklerinin torunlarıdir. Kipçak lehçesi ile ilgili arastirma yapacaklar için Eflani-Bartin arası ve Amasra bu açidan önemli arastirma malzemesi sunmaktadır.
http://www.karabuk.bel.tr/images/tarih_3.jpg
KARABÜK'ÜN IL OLUSU
Karabük 1937 yilinda Safranbolu'ya (http://tr.wikipedia.org/wiki/Safranbolu)bağlı Ögbeli Köyü'nün bir mahallesi iken 1935 yilinda açilan Ankara-Zonguldak demiryolu ile önemini arttırmıştır.
3 Nisan (http://tr.wikipedia.org/wiki/3_Nisan)1937 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1937)yilinda Atatürk'ün (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atatürk)yönlendirmesi ile Ismet Inönü (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ismet_Inönü)tarafından Karabük Demir Çelik Fabrikasi'nin (http://tr.wikipedia.org/wiki/Karabük_Demir_Çelik_Fabrikasi) temelleri atilir.
Nüfus yoğunlugunun artmaya basladıgi Karabük'te 25 Haziran 1939'da belediye teskilati kurulmustur. 1941 yilinda Safranbolu ilçesine bağlı bucak olan Karabük 3 Mart 1953 tarihinde 6068 sayılı kanunla Zonguldak Iline bağlı bir ilçe haline gelmiştir.
Karabük, 6 Haziran 1995 gün ve 22305 sayılı Resmi Gazete'de yayinlanan 550 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Çankiri'dan; Ovacık ve Eskipazar ilçeleri ile Zonguldak'tan; Eflani, Safranbolu ve Yenice ilçelerinin birlestirilmesiyle Türkiye'nin 78. ili olmustur.

İLÇELER
http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/Eflani/thumbnail.jpg (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Eflani)
Eflani İlçesi (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Eflani)
Eflani 1953 yılında 6608 Sayılı Kanunla kurulmuş, 1995 yılına kadar Zonguldak' a bağlı kalmıştır. İlçenin Karabük' e uzaklığı 46 km.dir. Yüksek dağlar ve vadiler arasında yer alan Eflani'nin 5 mahallesi 54 köyü vardır. Yüzölçümü 536 kilometrakare, denizden yüksekliği 930 m.dir. Toplam 13027 olan nüfusunun 2929'u şehir merkezinde, 10098' i köylerde yaşamaktadır..
http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/Eskipazar/thumbnail.jpg (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Eskipazar)
Eskipazar İlçesi (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Eskipazar)
Uzun yıllar Çankırı İli Çerkeş İlçesinin bucağı olan Eskipazar 1945 yılında İlçe olmuştur. 1995 yılında Karabük ün vilayet olması nedeniyle Çankırı' dan ayrılarak Karabük' e bağlanmıştır. İl Merkezine uzaklığı 36 km.dir. 5 mahallesi ve 49 köyü bulunan bu İlçe dağınık bir yerleşim yerine sahiptir. İlçede ve çevresinde buralara ilk yerleşen protohititlerden kalma pek çok kaya mezarı ve tümülüs bulunmaktadır.
http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/Merkez/thumbnail.jpg (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Merkez)
Merkez İlçe (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Merkez)
19 mahallesi ve 42 köyü bulunan Karabük'ün nüfusunun 102.708' i şehir merkezinde, 14.680' i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 704 kilometrekare, denizden yüksekliği 280 m. dir. En önemli akarsuyu Filyos Çayı, en önemli yükseltisi Keltepe (2000 m.) dir. Yüksek yerlerde karasal iklim görülürken vadi tabanlarında iklim nispeten yumuşaktır.
http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/Ovacik/thumbnail.jpg (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Ovacik)
Ovacık İlçesi (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Ovacik)
1959 yılında İlçe olan Ovacık Çankırı İline bağlı iken 1995 yılında Karabük' ün vilayet olmasıyla Karabük' e bağlanmıştır. Bir mahallesi ve 42 köyü bulunan İlçenin İl Merkezine uzaklığı 47 km.dir. Ilgaz ve Köroğlu dağlarının uzantıları üzerindeki yüksek platolara kurulmuş Ovacık' ın en önemli yükseltisi Kıraç Tepesi (1400 m.) ' dir. Yüzölçümü 393 kilometrekare, denizden yüksekliği 1140 m. olan İlçenin 5027 olan toplam nüfusunun 1198' i merkezde, 3829'u köylerde yaşamaktadır. İlçede yazlar sıcak ve ılık, kışlar soğuk ve karlı geçer.
http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/Safranbolu/thumbnail.jpg (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Safranbolu )
Safranbolu İlçesi (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Safranbolu )
İlin en gelişmiş ilçesi olup il merkezine 8 km uzaklıktadır. Kuruluşu çok eskilere dayanan ilçede tarihsel değerler ve kültür dokusu korunarak günümüze kadar bir bütünlük içinde aktarılmıştır. Bu nedenle bölgesinde bir turizm merkezi konumundadır. Coğrafi konumu Safranbolu'nun tarih boyunca bölgenin idari ve ticari merkezi olmasını sağlamıştır. İlçenin 20 mahallesi ve 54 köyü mevcuttur. Nüfusunun 32150'si merkezde 13820'si ise köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 1023 Km2, denizden yüksekliği 500 metredir. İlçeye ait en önemli yükselti Sarı Çiçek Tepesi(1750 m)dir. İklim yönüyle de Karadeniz ve İç Anadolu iklimi arasında bir geçiş kuşağındadır.
http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/Yenice/thumbnail.jpg (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Yenice)
Yenice İlçesi (http://www.karabuk.gov.tr/giris/album/fotoalbum.php?album=Yenice)
Karabük' e bağlı bir bucak merkezi olan Yenice 1988 yılında ilçe olmuş ve Zonguldak vilayetine bağlanmıştır. 1995 yılında Karabük' ün vilayet olmasıyla Karabük' ün bir ilçesi olmuştur. 11 mahallesi ve 32 köyü olan bu ilçemizin İl merkezine uzaklığı 35 km., yüzölçümü 832 kilometrekare, denizden yüksekliği 140 m.dir. 1997 genel nüfus sayımına göre toplam nüfusu 29365 dir. Bu nüfusun 10640 ı merkezde, 18745 i köylerde yaşamaktadır.

Sosyal Yapı

Karabük küçük bir yerleşim yeri iken süratli bir şekilde sanayilesme ve es zamanlı olarak kentlesme evresi geçirmiştir. Sosyal hayat bu gelisme çizgisi içerisinde şekillenmiştir. Kent aldigi yoğun göç ile adeta Türkiye'nin küçük bir nüvesi olmustur. 1944 yilinda, Demir-Çelik'te istihdam edilen 3812 kisinin; 58'i Trakyali, 453'ü Egeli, 160'i Dogu Anadolu, 706'si Orta Anadolu, 2346'si Kuzey Anadolu, 62'si Dogu Akdeniz, 27'si ise Türkiye harici dogumlulardan mütesekkildir.
Sanayilesme ile birlikte olusan isçi aileleri, sosyal hayati belirleyen temel unsur olmustur. Köylü isçi ailesi ile sehirli isçi ailesi arasında da bir takim farklilasmalar ortaya çıkmıştır. Sehirli isçi ailelerinin %70'i, köylü isçi ailelerinin ise % 50'si çekirdek ailelerden olusmustur.
Sanayilesme ile birlikte çalışma hayati da, Demir-Çelik Tesişleri ve yan kuruluşları ekseninde gelişmiştir. ayrıca demir ticareti, nakliyecilik ve orman isçiligi de önemli istihdam sahaları olmustur.
Hizli nüfus artisiyla birlikte Ilde yoğun bir konut talebi ortaya çikmis, Türkiye'nin ilk toplu konut projesi olan 5000 Evler Isçiyapı Kooperatifi Sitesi 1969 yilinda olusturularak, konut ihtiyaci karşılanmaya çalışılmıştır. Konut alanında ayrıca Demir Çelik Fabrikasi; Yenisehir Mahallesini olusturmus ve büyük bir ihtiyaç uzun süre içinde peyderpey karşılanmıştır.
yerleşim açisindan iki ayrı kümelenmeden bahsedebiliriz. Bunlardan ilki kentin ilk gelisme döneminde ortaya çikan ve bugün sehir merkezini teskil eden kisimlardir. Kismen gecekondularla çevrilmis bu bölümde yerleşim düzenli degildir. Ikinci kisim ise kooperatiflesme sonucu olusan ve Demir-Çelik Fabrikasinin yaptirdigi konut alanlarıni kapsayan nispeten düzenli biryapılasmanin görüldügü bölgedir.
Ilçeleri ele aldigimizda, özellikle ormanla içiçe olanlarda ahsapyapılasmanin hakim olduğu görülür। Buyapılasma süratle betonarme ve kagiryapıya dönüsmektedir. Eflani, Eskipazar ve Ovacık ilçelerinde sosyal hareketlilik çok düsük olup dışariya yoğun bir göç yasanmaktadır. Bu bölgelerde yatirim yetersizligi nedeniyleyapılasma gerekli düzeye ulasamadıgindan ani talep artisları büyük sikintilara yol açmaktadır.

KARABÜK KONUM
http://www.karabuk.bel.tr/sehir/resimler/harita2small.jpg
Yüzölçümü 4.145 km² olan ve Karadeniz Bölgesi'nin Bati Karadeniz Bölümü'nde yer alan Karabük Ili, 40° 57' ve 41° 34' Kuzey enlemleriyle 32° 04' ve 33° 06' Dogu boylamları arasında yer almaktadır. Yüzölçümünün 4145 km² olup, kuzeyde Bartin (80 km.), kuzeydogu ve doguda Kastamonu (120 km.), güneydoguda Çankiri (195 km.), güneybatida Bolu (130 km.), batida Zonguldak (170 km.) illeriyle komsudur. Ankara'ya 230 km., Istanbul'a 400 km. uzakliktadır.
En önemli akarsuyu Filyos Çayı olan Karabük'ün diger önemli akarsuları ise Araç, Soğanlı ve Eskipazar Çayları'dir. Il merkezinin rakimi 278 metre, merkez ilçenin yüzölçümü ise 704 km²'dir. Il'de cografiyapı engebeli olup büyük düzlükler görülmemektedir. Vadı tabanlarında geniş olmamakla birlikte tarima müsait araziler bulunmaktadır. Nüfusun büyük kismi vadı tabanlarına yakin alanlarda kümelenmiştir.
Ilçeler itibariyla en önemli yükseltiler; Merkez ilçede Keltepe (2000 m), Eskipazar'da Hodulca Dagi (1700 m), Eflani'de Tepe Dag (1043 m), Ovacık'ta Kiraç Tepesi (1400 m), Safranbolu'da Sariçiçek Tepesi (1750 m) ve Yenice'de Keçikiran Tepesi (1400 m) dir.
Il' in Cografi Koordinatları
Enlem
Boylam
Bati ( Danacisayyam Tepe )
41º 08''
32º 04''
Kuzey ( Bakircilar Köyü )
41º 34''
33º 00''
Dogu ( Kuloglu Köyü )
41º 22''
33º 06''
Güney ( Bulduk )
40º 57''
32º 52''

Karabük'ün toplam alanınin 93.020 hektarini tarim toprakları, 271.403 hektarini ormanlar, kalan kismini ise mera, yerleşim yeri ve diger alanlar olusturmaktadır. Bu verilere göre Il'in % 65.48"i ormanlarla kaplidir.
Jeoloji
Karabük'te III. Jeolojik zamanda olusan, kalkerli (kireçtasi) araziler geniş yer kaplar. Kireçtasları arasına killi ve kumlu tabakalar da bulunmaktadır. IV. Jeolojik zamanda (Kuvaterner), Ovacık çevresindeki traverten alanı olusmustur. Vadıler, kuvaternerde akarsuların gelisip, plato yüzeylerini yarmasiyla olusmustur. Safranbolu ve Eflani çevresindeki kalkerli arazi, metamorfizmaya (baskalasim) zengin mermer yatakları olusmustur. Eflani'de mermer dışında, çakmak tasi ve kömür yatakları da bulunmaktadır. Ovacık'ta bol miktarda alçi tasi bulunmakta, ara ara gnays ve bazaltlara da rastlanmaktadır. Yenice'de dolomit ve kuvarsit, Eflani'de kuvarsit yatakları bulunmaktadır.
Yerşekilleri
Karabük, etrafi yüksek tepelerle çevrili, havza karakteri gösterir. Ortalama, 250-500 m. yüksekliğe sahiptir. Kuzeyde daglik alanlardan kaynaklanan tali dereler, sehre dogru tasidikları maddelerle alüvyal dolgu olusturulmustur. Doguda Safranbolu'ya dogru yükselti artarak 600 m.yi bulur. Daglar, Kuzey Anadolu Dagları'nin bir parçasi olduğundan kivrimliyapıdadır ve 2000 m. yüksekligi geçmezler. Kuzeydeki, Sariçiçek Tepesi (1750 m), güneybatidaki Aladaglar (1040 m.) dogudaki Bürnük Tepesi (1143 m.) baslica yüksekliklerdir. Eflani çevresi, küçük akarsularla parçalanmis plato görünümündedir. Ortalama yüksekligi 1130 m. olan Ovacık da vadılerle parçalanmis plato ve düzlükler üzerinde bulunur. Yenice çevresinde ise düzlük ve ovalik alan bulunmayip, engebeli ve yüksek bir araziye sahiptir. Karabük'te büyük düzlük ve ovalar yoktur. Araç ve Soğanlı Çayları'nin kenarinda küçük düzlükler yer alır. başlıcaları, EskipazarÇayı'nin SoğanÇayı'na karistigi alandaki Cemal Ovasi, Eskipazar çevresindeki Hamamli, Sadeyaka ovalarıdir.

Yaylalar
Karabük'te çok sayida yayla vardır. Karabük, Eskipazar, Yenice arasında kalan Sorkun Yaylasi (1650 m.) başlıcalarındandir. geniş bir alana sahip, ormanlarla çevrili yaylada, doga yürüyüsü yapılmaktadır. Safranbolu kuzeyinde Uluyayla ve Sariçiçek Yaylasi, Yenice çevresinde Göktepe Yaylasi, Ovacık çevresinde Bodoroglu ve Karabük'ün çevresindeki Dede Yaylasi ve Avdan Yaylasi önemlidir. Yaylalar genellikle turizm amaçlı kullanılmaktadır. Yayla senlikleri ve doga yürüyüsleri başlıcalarıdir. Kanyonlar
doğal güzellikteki yerşekillerinden kanyonlar, daha çok Safranbolu'da, kalker (kireçtasi) tabakalarının derin biçimde yarilmasiyla olusmustur. Kanyonların başlıcaları; Incekaya Kanyonu, Düzce (Kirpe) Kanyonu, Tokatli ve Sakaralan'dir. ayrıca, Yenice'deki ŞekerÇayı 6,5 km uzunlugunda, kenarları dik ve yüksek olan Şeker Kanyonu olusturulmustur. Magaralar
Karabük'te ayrı bir güzelliği olan, çok sayida magara bulunmaktadır. Bunlardan önemli olanlarının basinda, Bulak ve Hizar (Mencilis) Magaraları gelir. Bunlar, turizm değeri olan, karstik olusumlu magaralardir.

Akarsular
Ilin, en önemli akarsuyu, Filyos Irmagidir. Bu irmagin 2 önemli kolu olan Araç ve Soğanlı Çaylaıi il topraklarındaki önemli akarsulardir. Filyos Irmagi, kaynaklandigi yerden, denize dökülünceye kadar degisik isimler alır. Kaynaklandigi yerde Ulusu adıyla bilinen akarsu, Gerede yakınlarında Gerede Suyu, Eskipazar yakınlarında SoÇayı, Araç Çayı'yla birlestiginde Yenice Irmagi adıni alır. DevrÇayı'ni da alan akarsu Filyos Irmagi adıyla Karadeniz'e dökülür. Irmak 288 km. uzunlugundadır.

Göller
Karabük'te büyük doğal göl yoktur। Ovacık'in kuzeyinde Şamlar Köyü yakınlarında Karagöl adında bir krater gölü bulunmaktadır. Eflani'de sulama amaçlı üç gölet yapılmıştır. Bunlar, Bostancilar, Kadıköy, Ortakçilar göletleridir. Sulama dışında buralarda olta balıkçılığı yapılmaktadır. Çevresindeki orman güzelliğiyle beraber, mesire yeri olarak da kullanılmaktadır. ayrıca, Kastamonu yolu üzerinde, Konarı Gölü adıyla küçük bir göl bulunmaktadır.

Karabük Doğal Güzellikleri

Tokatlı, Düzce, Sırçalı ve Sakaralan Kanyonları (Safranbolu)

Karabük Safranbolu ilçesine 13 km. uzaklıktaki Düzce Köyü’nün girişinde ve Kozcağız Mahallesi’nde iki kanyon bulunmaktadır. Bu kanyonlar Yaban hayatı Koruma Alanı olarak düzenlenmiştir.

Turizm yönünden önemli olan bu kanyonlara turistik geziler düzenlenmektedir.

Şeker Kanyonu (Yenice)

Karabük Yenice ilçesi Şeker Mevkiinde bulunan bu kanyon 6,5 km. uzunluğundadır. Kanyonun başlangıçtaki 2 km. sinden yol geçmektedir.

Kanyonun yüksekliği 100-200 m. arasındadır. Bazı yerlerde kanyon daralmakta, suların toplandığı yerlerde de raftinge elverişli zorlu geçitler bulunmaktadır. Burası aynı zamanda dağcılık sporu yönünden de önemli bir kanyondur.

Uluyayla ve Sarıçiçek Yaylaları (Safranbolu)

Karabük Safranbolu ilçesinde Uluyayla ve Sarıçiçek yaylası bulunmaktadır. Uluyayla Safranbolu’ya 50 km., Sarıçiçek yaylası da 8 km. uzaklıktadır.

Ayrıca ilçede bulunan Kirkille Çamlığı, Gürleyik Orman İçi Dinlenme Alanı önemli piknik yerleridir.

Ovacık Yaylaları (Ovacık)

Karabük Ovacık ilçesinde her biri ayrı ayrı doğa harikası olan yaylalar bulunmaktadır. Bunların başında Boduroğlu Yaylası, Göllü Yayla, Kireçlisu Yaylası, Kıraçtepe (Çallıdağ) Yaylası, Çatak-Belen Yaylaları, Sivriçam Doruğu Yaylası, Kocadağ Yaylası, Dazkırı Tepesi Yaylası, Erenler Dağı Yaylası, Göktepe Yaylası gelmektedir. Bunlardan Boduroğlu Yaylası yaz ve kış turizmi için önemli bir potansiyele sahiptir. Diğer yaylalardan turizm amaçlı yararlanılmamaktadır.

Ovacık’ta bu yaylaların yanı sıra Soğanlı Çayı çevresindeki Ulumelan İçmecesi, Sülük Gölü, Küçüksu Köyü Karagöl Mahallesi’ndeki Karagöl de ilçenin mesire ve dinlenme yerleridir.

Akkaya Termal (Eskipazar)

Karabük Eskipazar ilçesi İmanlar Köyü’ne 1 km. uzaklıkta bulunan sıcak su büyük olasılıkla bir fay hattı doğrultusunda birkaç yerden kaynamaktadır. Buradan kaynayan suyun sıcaklığı 34-40 C. olup, debisi 4 lt / sn’ dir.

Acısu (Yenice)

Karabük Yenice ilçesine 30 km. uzaklıkta bulunan Acısu kaynaklarının en tanınmışı Sarıot orman bölgesinde, Yenice Salavattepe orman yolu üzerinde bulunmaktadır. Bunun dışında ilçede Kaptan Mevkii ile Yamaç Köyü’nde de aynı özellikleri taşıyan iki acısu kaynağı daha vardır.

Bu sular içildiğinde böbrek taşlarının düşürülmesinde etkili olduğu, banyosunun da romatizmayı iyileştirdiğine inanılmıştır.

Göktepe Tabiat Parkı (Yenice)

Karabük Yenice ilçesi Göktepe Yaylası’nda bulunan Göktepe Tabiat Parkı ilçe merkezine 9 km. uzaklıkta olup, yöre halkının yaz aylarında rağbet ettiği mesire ve piknik yeridir. Burada Geleneksel Zümrüt Yenice Göktepe Şenlikleri yapılmaktadır.

Ayrıca Yenice ilçesinde Yaylalık Dinlenme Tesisleri, Fındıkaltı Dinlenme Tesisleri ve Gökpınar Dinlenme Tesisleri bulunmaktadır. Bunlardan Gökpınar Dinlenme Tesislerinde bulunan, 4 hektarlık bir alının Arberatum (Açık Hava Orman Müzesi) sahası olarak tescil edilmesiyle genellikle ormancılık alanında araştırma yapan yerli ve yabancı bilim adamlarının dikkatini çekmekte ve burada her yıl ormancılık alanında bilimsel çalışmalar yapılmaktadır.

Alıntıdır!


devamını oku>>

YALOVA

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/06/02/0516.jpgMarmara Bölgesi’nin güneydoğu kesiminde yer alan Yalova, kuzeyinde ve batısında Marmara Denizi, doğusunda Kocaeli, güneyinde Bursa’nın Orhangazi ve Gemlik ilçeleri ile çevrilidir. Yalova Armutlu Yarımadası’nın Marmara Denizi’ne doğru çıkıntı yapan batı ucundaki Bozburun’dan doğudaki Karamürsel yakınlarına kadar uzanır. Yalova’nın topraklarını Samanlı Dağı engebelendirir. Armutlu’nun doğusundaki Daz Dağı da ilin en yüksek noktasıdır (921 m.). Bu engebeli alanların dışında kalan yerler, kıyı şeridindeki küçük ovalar halindedir. Bu topraklar akarsu vadileri ile parçalanmıştır.

Tarıma açık olan il topraklarındaki, akarsu boylarında uzanan irili ufaklı ovalar, Çınarcık, Gökçedere, Kirazlı, Kılıçköy ve Taşköprü ile deniz arasındaki alanda yer almaktadır.

Hersek Burnu ve Bozburun ilin başlıca çıkıntılarıdır. Kuzey Anadolu Fay hattının bir kolu Yalova’nın kuzey kıyılarını izleyerek Marmara Denizi’ne ulaşır. 17 Ağustos 1999’da bu fayın bir bölümünün kırılması sonucunda Kocaeli depremi meydana gelmiş ve Yalova’da da büyük can kaybına ve tahribata yol açmıştır.

İl topraklarından kaynaklanan sular Marmara Denizi’ne dökülür. Bunlar; Kocadere, Karpuz (Teşvikiye) Deresi, Lale dere, Sarısu Deresi, Safran Deresi ve Sellimandıra (Samanlı) dereleridir. Çınarcık’daki Kocadere Köyü yakınlarındaki Delmece yaylasında bulunan Dipsizgöl ilin tek gölüdür. İlin su gereksinimini Sellimandıra Deresi üzerindeki Gökçe Baraj Gölü sağlamaktadır. Bu barajın suları aynı zamanda tankerlerle taşınarak İstanbul’un su ihtiyacını karşılamaktadır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/06/02/0517.jpgDeniz seviyesinden 2 m. yükseklikteki Yalova’nın yüzölçümü 839 km2.dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 170.259’dur.

İlin bitki örtüsünü makiler ve ormanlar oluşturmaktadır. Samanlı dağlarının kuzey ve güneyinde vadi içlerinde bulunan makiler, bu kütlenin etekleri boyunca kesintili şeritler ve parçalar halinde bulunurlar. Yalova’nın güneyindeki dik yamaçlar orman örtüsü ile kaplıdır. Ormanlık alanlarda kayın, meşe, gürgen, kızılcık, kestane ve ıhlamur ağaçları bulunmaktadır.

Yalova’nın iklimi makro - klima tipi olarak, Akdeniz ve Karedeniz iklimleri arasında bir geçiş özelliği taşımaktadır. İlde yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve bol yağışlıdır.

İlin ekonomisi tarım, turizm ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, yulaf, arpa, zeytin, elma, şeftali, kiraz, erik ve sebze gelmektedir. Sebzelerden özellikle domates, salatalık, marul yetiştirilir. İlde son yıllarda seracılık gelişmiştir.Yalova ve çevresi tarım ürünleri yönünden İstanbul’a yöneliktir. Hayvancılık ve balıkçılık da yapılmaktadır. İlde sanayi tesisleri olarak, kimya ve kağıt sanayii dallarında büyük faaliyet gösteren fabrikalar ve küçük ölçekli imalat atölyeleri vardır.Gıda sanayii, içki sanayii, tekstil ve giyim sanayii, kağıt ve kağıt ürünleri sanayii, kimya ve plastik sanayii, metal eşya donanım ve makine sanayii, kereste ve kereste ürünleri sanayi bulunmaktadır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/06/02/0518.jpgYaz aylarında nüfusu daha da artan Yalova’nın sayfiyeleri ile Armutlu ve Termal’deki kaplıcaları turizm açısından önem taşımakta olup, ekonomisini canlandırmaktadır. Atatürk’ün Yalova Kaplıcalarında kalması, ilin kaplıca turizmi açısından gelişmesine neden olmuştur. Armutlu, Çınarcık ve Esenköy sayfiye merkezleridir.

Yalova’nın tarihi MÖ.VIII.yüzyıla kadar inmektedir. MÖ.VIII.-VII.yüzyıllarda Yunanistan’dan gelen Koloni kavimleri Yalova’nın bugünkü bulunduğu yerde Pythia isimli bir yerleşim yeri kurmuşlardır. Dr.Nezih Fıratlı ve Rüstem Duyuran’ın Baltacı Çiftliği ile Göztepe’nin doğu eteklerinde yaptıkları kazılarda MÖ.3000 yıllarına ait buluntular ele geçmiştir. Buna dayanılarak yörenin Tunç Çağı’ndan sonra yerleşime açık olduğu anlaşılmaktadır. Antik Çağlarda buradan Pythiai Thermai olarak söz edilmiştir. MÖ.III.yüzyılda yöre Bithynia Krallığı’na bağlanmıştır. MÖ.1200 yıllarında Frigler Anadolu’ya bu bölgeden geçmiş ve bir süre de burada hüküm sürmüşlerdir. MÖ.700’de Kimmerlerin akınları ile zayıflayan Friglerin yerini yörede Bithynialılar almıştır. Bundan sonra MÖ.74’te Romalılar buraya hakim olmuş, ardından Bizans’ın Optimaton Themasının sınırları içerisinde kalmıştır. Dr.Nezih Fıratlı ve Rüstem Duyuran’ın yörede yaptıkları kazılarda, MS.IV. ve V.yüzyıllara ait Bizans Nekropolü ortaya çıkarılmıştır. Bunun yanı sıra Atatürk’ün isteği doğrultusunda Prof.Dr.Arif Müfit Mansel’in 1932 yılında Termal’de yapmış olduğu kazıda II.Iustinianus zamanından kalma bir Bizans yapısı da gün ışığına çıkmıştır. Bizans döneminde Yalova Kaplıcalarının önemi artmış burada çeşitli yapılanmaya gidilmiştir.
Yalova’da bir saray yapılmış, kilise ve hastane binası onarılmıştır. İmparatoriçe Theodora’nın 525 yılında 4000 kişilik maiyeti ile birlikte buradaki kaplıcalara gittiği ve konakladığı Bizans kaynaklarından öğrenilmektedir. Iustinianus zamanından sonra Bursa kaplıcaları daha ön plana çıkmış ve Yalova kaplıcası önemini yitirmiştir.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/06/02/0519.jpgAntik kaynaklara göre Yalova il sınırları içerisinde Drepane Drepane, Drepanon ve Drepanum diye adlandırılan bir köy bulunmakta idi. Bu köyde din uğruna ölen Lukianus isimli bir aziz gömülü idi. Aynı zamanda da I.Constantinius’un annesi Helena’nın bu köyde doğduğu söylenmektedir. Bu yüzden de bu yerleşime Helenapolis ismi verilmiştir. Bu köyün bulunduğu yer tartışmalı olup, J.V.Hammer ve C.Texier Helenapolis’in bugünkü Yalova’nın olduğu yerde olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak yörede yapılan yeni yapılanma sırasında ve temel kazılarında eski yerleşimle ilgili kalıntılara rastlanmamıştır. Bazı iddialara göre de bu yerleşim Hersek Köyü’nün bulunduğu yerdedir.

Haçlı seferleri sırasında Yalova ve çevresi büyük zarar görmüştür. Bunun ardından İznik Niceia Devleti buraya egemen olmuştur. Haçlı seferlerinden sonra 1261’de Bizanslılar yeniden yöreyi ele geçirmişlerdir.

XIV.yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin Bizanslılarla giriştiği mücadeleler sonucunda Gazi Abdurrahman tarafından yöre Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı dönemi Yalova’sı hakkında Evliya Çelebi Seyehatnamesi’nde; “Bursa sancağına bağlı 700 haneli kasaba idi. Osman Gazi’nin emri ile bu toprakları fetheden Kara Yalovaçoğlundan ismi gelmiştir” diye söz etmektedir. Bununla beraber devlet salnamelerinde Yalova’nın 1867’de Hüdavendigar vilayetinin Bursa sancağına, 1899’da Karamürsel kazasının nahiyesi olarak müstakil İzmit sancağına bağlı olduğu yazılıdır. Yalova 1901’de kaza yapılmıştır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/06/02/0520.jpgXIX.yüzyılın sonlarında Osmanlı-Rus savaşları nedeniyle Kafkas’ları terk eden göçmenlerin bir bölümü buraya yerleştirilmiştir. Mondros Mütarekesi’nden sonra 1920’de Yunanlılar yöreyi işgal etmişlerdir. Yerel milis güçlerinin direnişi sonucunda Yalova ve çevresi 19 temmuz 1921’de işgalden kurtarılmıştır. Bu arada Yalova ve köyleri büyük zarar görmüştür.

Osmanlı döneminde Yalova kaplıcaları bakımsız ve harap bir durumda idi. İlk defa Sultan Abdülmecit döneminde (1839-1861) kaplıcalar onarılmış, Abdülmecit’in annesi Bezmialem Valide Sultan burada tedavi görmüştür. Bu yüzden de Valide Sultan’ın banyo yaptığı kaplıcaya Valide Hamamı ismi verilmiştir. Sultan II.Abdülhamit döneminde (1876-1909) kaplıcalar yeniden onarılmıştır. Bu dönemde kaplıcaların çevresinde otel ve gazinolar yapılmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1926’da nahiye haline getirilen Yalova, Kocaeli vilayetinin Karamürsel kazasına bağlanmıştır. 1929’da çıkarılan bir başka kararnameye göre de İstanbul vilayetinin kazası konumuna getirilmiştir. Atatürk Yalova yöresini gezmiş ve burasının ilçe yapılarak İstanbul’a bağlanmasını, haftada dört gün yapılan vapur seferlerinin her gün yapılmasını sağlamıştır. Bundan sonra Yalova kaplıcaları onarılmış, yolları yapılmıştır. Ayrıca Baltacı ve Millet Çiftliklerinin arazilerinin bir bölümü göçmenlere ve köylülere dağıtılmıştır. Buradaki bataklıklar kurutulmuş, Atatürk için kaplıcalarda Baltacı ve Millet Çiftliğinde birer köşk yaptırılmıştır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/06/02/0521.jpg1995’te çıkarılan bir yasa ile Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinin batı kesimindeki Altınova, Bursa’nın gemlik ilçesindeki Armutlu, Yalova’nın ilçe olduğu zaman oraya bağlı olan Çınarcık, Çiftlikköy ve Termal ilçe konumuna getirilmiştir. Bu yasaya göre; Yalova il konumuna getirilmiş ve yeni ilçeler de buraya bağlanmıştır.

Yalova’da tarihi eser olarak; Çiftlikköy’de Karakilise (MS.VI.yüzyıl), Altınova’da Kale Kalıntısı ve Köprü, Altınova hersek Köyü’nde Hersekzade Ahmet Paşa Camisi (1865) ve Çeşmesi Yalova Kaplıcaları bulunmaktadır. Ayrıca Hasanbaba Korusu, Paşaköy ve Üvezpınar Köyü’nde Sudüşen Şelalesi ve çevresi ilin mesire ve piknik alanlarıdır.

CAMİLER:
Rüstempaşa Camisi (Merkez)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032016.jpgYalova il merkezinde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XIX. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır. Mimari üslubu herhangi bir özellik taşımamaktadır.

Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. İbadet mekânı altlı üstlü her sırada ikişer tane olmak üzere sekiz pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerden alt sıradakiler dikdörtgen söveli, üst sıradakiler de alçı şebekelidir. Caminin içerisinde bezeme unsuruna rastlanmamaktadır. Mihrap basit bir niş şeklindedir.

Caminin yanındaki minaresi kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli olduğu sanılmaktadır. Bugün minarenin kaide kısmından sonraki bölümü yıkılmıştır.


Hersekzade Ahmet Paşa Camisi (Altınova)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032017.jpgYalova ili Altınova ilçesi, Hersek Köyü’nde bulunan bu cami Hersekzade Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hersekzade Ahmet Paşa’nın h.917 (1511) vakfiyesi bugün Amerika’da Philadelphia Frer Library’de John Frederick Lewis koleksiyonunda bulunmaktadır. Kaynaklarda caminin kesin yapım tarihi bilinmemekle beraber bu vakfiyeden yola çıkarak XVI. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Evliya Çelebi, 1648 yılında gittiği Hersek Kasabası’nın Ahmet Paşa’nın gaza malıyla 700 hanelik bir yerleşim yeri olarak kurulduğunu belirtmiştir. Hersekzade Ahmet Paşa Edirne Keşan’da cami, İzmir’de, Urla’da hamamlar, Kütahya’da kervansaray, Aydın ve Uşak’ta da dükkânlar yaptırmış ve vakfetmiştir.

Altınova ilçesi Hersek Köyü’ndeki Camisi h.1179 (1766) depreminde zarar görmüş, son cemaat yeri kubbesi ve minaresi yıkılmıştır. Bundan sonra Kemankeş İsmail Ağa 1773’te camiyi onarmış ve bunu belirten bir de kitabe koydurmuştur. Bu nedenle de caminin bazı bölümlerinde XVIII. yüzyıl üslubu görülmektedir. Sonraki yıllarda cami kendi haline terk edilmiş, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Y.Mimar Cahide Tamer tarafından 1965 yılında bir kez daha onarılmıştır.

Cami kesme taştan 16.17x16.17 m. ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. İlk yapılışında önünde dört sütunlu ve üç bölümlü bir son cemaat yeri olduğu kalıntılardan ve sütunlar arasındaki kemer izlerinden anlaşılmaktadır. Bu son cemaat yeri deprem sonucu yıkılınca 1788 yılında yine dört sütunun taşıdığı kiremit örtülü ahşap bir çatı ile yenilenmiştir. 1965 yılı onarımında ise buradaki dört mermer sütun yenilenmiş, üzerlerine mukarnaslı başlıklar konulmuş ve üzeri ödenek yetersizliğinden tamamlanamadığından açık bırakılmıştır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032018.jpgCaminin dikdörtgen mermer söveli giriş kapısı barok üslupta olup, 1773 tarihine aittir. İbadet mekânının üzerini örten 13 m. çapındaki kubbenin yerine bugün ahşap bir çatı ile kaplıdır. Köşelerdeki pandantiflerin uçları ilk yapılışında üzerinin kubbe ile örtülü olduğunu göstermektedir. Günümüzde ahşap çatılı, içten ahşap tavanlı üst örtü 1965 yılında yapılmıştır. İbadet mekânı üç cephede altta dikdörtgen, üstte de sivri kemerli alçı şebekeli dörder pencere ile aydınlatılmıştır.

Mihrap ve minber mermer olup, XVI. yüzyıldan kalmış orijinal örneklerdir. Mihrap nişinin iki yanına küçük sütunçeler yerleştirilmiş ve üzerleri mukarnasla sona erdirilmiştir. Minber ise oldukça sadedir.

Caminin minaresi kesme taştan kısa gövdeli ve tek şerefelidir. Bu minare 1773 yılında Kemankeş İsmail Ağa tarafından yapılan onarım sırasında eklenmiştir.

Bu caminin yanındaki sıbyan mektebi, medrese ve handan hiçbir iz günümüze gelememiştir. Yalnızca hamamın kalıntıları görülmektedir.


Hacı Ali Paşa Camisi (Armutlu)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032019.jpgYalova ili Armutlu ilçe merkezinde bulunan bu caminin yapım kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Bazı kaynaklarda bu caminin Orhan Gazi döneminde yapıldığı belirtilse de bunu doğrulayacak mimari bir kalıntıya rastlanmamaktadır. Bugünkü mimari üslubundan XIX. yüzyılda yapıldığı sanılan bu cami geç dönemde yapılan onarımlarla özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir.

Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. XX. yüzyılın ikinci yarısında bütünü ile restore edilmiş ve bu restorasyon sırasında eski izleri yok edilmiştir. Yalnızca eski yapıya ait minare kaidesi çatı hizasına kadar ayakta durmaktadır. İbadet mekânı altlı üstlü her kenarda ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Bunlardan alt sıradakiler dikdörtgen söveli, üst sıradakiler ise alçı şebekelidir. Mihrap ve minberinin herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.

İbadet mekânının üzerini örten tavan ahşap direklerle desteklenmiştir. Caminin içerisinde yeni yapılan bezemeler sanat tarihinden hiçbir özellik taşımamaktadır.

Yakın tarihlerde bu minarenin önüne yeni bir minare yapılmıştır। Son onarım sırasında caminin önüne ahşap çatılı iki katlı son cemaat yeri ve meşruta eklenmiştir. İbadet mekânını örten çatı ile öndeki yapının çatısı birbirleri ile uyum sağlayamamış ve kod farkı meydana getirmiştir.

TÜRBELER:
Hersekzade Ahmet Paşa Türbesi (Altınova)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032022.jpgYalova ili Altınova ilçesi Hersek Köyü’nde bulunan Hersekzade Ahmet Paşa Camisi’nin sağ yanında Paşa’nın türbesi bulunmaktadır. Hersekzade Ahmet Paşa h.923 (2 Temmuz 1517’de) ölmüş ve caminin yanındaki bu türbeye gömülmüştür.

Türbe kesme taştan oldukça yüksek bir set üzerinde yapılmıştır. Dokuz basamaklı merdivenle çıkılan bu setin üzeri mermer bir korkulukla çevrilmiş ve mermer bir de kapı sövesi buraya yerleştirilmiştir. Türbe açık türbe şeklinde olup, üzerinin açık veya kapalı olduğu kesinlik kazanamamıştır. Giriş kapısı sövesinin oldukça yüksek olması da türbenin ilk yapılışında, üzerinin örtülü olabileceği intibaını vermektedir.

Bu türbeye 1766 depreminden önce 1742 tarihli on mısralık bir kitabe konulmuştu. Bu kitabe caminin 1770 yılındaki onarımı sırasında türbeden alınarak caminin giriş cephesinde Kemankeş İsmail Ağa’nın onarım kitabesinin yanına konulmuştur.

Hersekzade Ahmet Paşa’nın açık türbede bulunan mezar taşı kırılmış, sonradan onarılmıştır. Bu mezarın yanında da birkaç mezar taşı daha bulunmaktadır.

KAPLICALAR
Termal Kaplıcaları (Termal)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032220.jpgYalova’nın güneybatısında Termal ilçesinde, Gökçedere ile Üvezpınar köyleri arasında sıcak su kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynaklardan VI. yüzyıldan itibaren yararlanılmıştır. Antik Çağlarda bu kaplıcalar Pythia, Pythion, Therma isimleri ile tanımıştır. Buraya daha çok Pythia Therma denilmesinin nedeni de toprak çatlaklarından ve yarıklarından buhar ile su nedeniyle, Mitolojik Yeraltı Tanrısının burada yaşadığına inanılmasıdır.

Termal Kaplıcalarında Atatürk’ün isteği üzerine Arif Müfit Mansel 1932 yılında kazı ve araştırma yapmış bu araştırmalar sırasında mezar taşları, adak stelleri, dehlizler, kilise kalıntıları bulunmuştur. Ayrıca II. Iustinianus’un (685–695; 705–711) monogramlarını taşıyan sütunlara da rastlanmıştır.

Kaplıcanın bulunduğu vadinin kuzey ve güneyinden iki kırık fay hattı geçmektedir. Bundan ötürü de deprem bölgesi olan bu yerde tüf ve lavların yanı sıra konglamera, dasit ve bereşlere de rastlanmıştır. Buradaki fay kırıklarının derinliğinin 5–6 km. aşağıya indiği sanılmaktadır. Burada kaynayan mağmanın ısıttığı maden suları çeşitli kaynaklardan dışarıya çıkmaktadır. Bu kaynaklar arasında da ısı farklıklıkları bulunmaktadır. Bu kaynaklar Valide Hamamı’nda 64 derece, Termal’de 60 derecedir. Yer altı kaynaklarından sağlık açısından yararlanılmakta ve banyo kürleri yapılmaktadır. Özellikle kalp, damar, sinir sistemi hastalıkları, cilt, romatizma, bağırsak, sindirim sistemi, karaciğer, safra kesesi, psikolojik rahatsızlıklar ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca içme kürleri de yapılmaktadır.

Kaplıcalar Osmanlı döneminin sonlarına doğru bakımsızlıktan harap bir hale gelmiş ve ilk kez Abdülmecit döneminde (1839–1861) onarılmıştır. Bu dönemde kaynak suları Cemiyet-i Tıbbıye tarafından 1892 yılında incelenmiş ve suyun Aix Les-Bains sularına eşit değerde olduğu anlaşılmış ve bunun için de buraya otel ve bir de hamam yapılmıştır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032366.jpgCumhuriyet döneminde Atatürk 1929 yılında buraya gelmiş, Yalova’nın gelişimi ile ilgilenmiş ve kaplıcaların yeni baştan onartılmasını sağlamıştır. Atatürk kaplıcaları çok bakımsız bulmuş, Yalova yöresinde bir çiftlik satın almıştır. Bugün bu çiftlik Atatürk Tarım İşletmesi ismi ile etkinliğini sürdürmektedir. Bu arada Yalova Kaplıcaları’nın ünlü konaklama tesisi olan Termal Oteli yapılmıştır.

Termal Kaplıcaları içerisinde Üç Kardeşler veya Üç Azize’nin mezarları bulunmaktadır. Bu mezarlar Bizans kaynaklarında (Acta Sanatorium) isimleri geçen Menodoro, Metrodora ve Ninfodora kız kardeşlere aittir. Bu üç kız kardeş Bithynia’da doğmuş, Hıristiyanlığı kabul etmiş ve Termal Kaplıcaları’nın civarındaki tepelerde ibadetle meşgul olmuşlardır. Ancak bu kardeşlerin bir takım kerametler gösterdiği, sıcak sularla hastaları iyi ettikleri söylentileri yaygınlaşmıştır. Bu haber Doğu Roma İmparatoru G.Maksimianus’a kadar gitmiş. İmparator yöre valisi Fronto’dan kızların Putperestliğe döndürülmesini istemiş, kızlar bu isteği reddedince de MÖ. IV. yüzyılın başlarında idam edilmişlerdir. Mezarları yakın tarihlerde yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmış ve her yıl 10 Eylül günü Hıristiyanlar tarafından anma törenleri yapılmaktadır.

Armutlu Kaplıcaları (Armutlu)

Yalova ili Armutlu ilçesinin 2,5 km. kuzeyinde Armutlu Kaplıcaları bulunmaktadır. Bu kaplıcalar Yalova’ya 50 km. uzaklıkta olup, çevresinde turistik konaklama tesisleri bulunmaktadır.

Kaplıca suları sülfat, bikarbonat, klorür, kalsiyum, sodyum ve karbondioksit içermektedir. Sulardaki mineraller 2100–2421 mg. Arasında değişmektedir. Radyoaktivitesi yüksek kaplıcalar sınıfından olan Armutlu Kaplıcalarının sularından banyo ve içme kürü olarak yararlanılmaktadır.

Armutlu kaplıcasının suyu, kalp, sinir hastalıkları, karaciğer, kadın hastalıkları, mide ve bağırsak hastalıkları ve iltihabi rahatsızlıklara iyi gelmektedir।

DOĞAL GÜZELLİKLER
Yalova il toprakları İzmit Körfezi ile Gemlik Körfezi arasında Marmara Denizi’ne çıkıntı yapan Armutlu Yarımadası’nın batı ucunda kurulmuştur. İl toprakları Bozburun’dan Karamürsel yakınlarına kadar uzanmaktadır. Bu toprakları Samanlı Dağları engebelendirmektedir. Armutlu’nun doğusundaki Daz Dağı ilin en yüksek noktası olup, 921 m. yüksekliktedir.

İl toprakları akarsu vadileri ile bölünmüştür. Bu akarsuların ağızları, dar kıyı şeritleri küçük ovalar meydana getirmiştir. Buradan kaynaklanan suların başında Kocadere, Karpuz (Teşvikiye), Laledere, Sarısu, Safran ve Sellimandıra (Samanlı) dereleri gelmektedir. Bütün bu akarsular sularını Marmara Denizi’ne döker. İl topraklarında Çınarcık ilçesinin Kocadere Köyü yakınlarında Dipsiz Göl bulunmaktadır. Bu göl ilin tek gölüdür. İlin su gereksinimini ise Sellimandıra deresi üzerinde kurulan Gökçe Baraj Gölü sağlamaktadır.

İl topraklarının yarısı ormanlarla kaplıdır. Özellikle kıyıların arkasındaki yamaçlar makilerle kaplıdır ve yer yer de meyve bahçeleri bulunmaktadır. Bu bitki örtüsü yüksek kesimlerde kestane, meşe, kayın ve ıhlamur ormanlarına dönüşmektedir.


Delmece Yaylası

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032356.jpgYalova’nın önemli yaylalarından Kocadere ile Teşvikiye’nin güneyinde Erikli ve Delmece yaylaları bulunmaktadır. Bu yaylalar çam, meşe, kestane ve ıhlamur ağaçları ile kaplıdır.

Mesire Yerleri

Üvez Pınarı ve Sudüşen Şelalesi

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032358.jpgYalova ili Termal ilçesinde Termal Kaplıcalarına 500 m. uzaklıkta olan Üvez Pınar Köyü ilin önemli bir turizm merkezidir. Üvezpınar Köyü’nden 8 km. uzaklıkta bulunan Sudüşen Şelalesinin çevresi mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda bu şelale ve çevresi doğal güzellikleri yönünden ün yapmıştır. Şelale çevresinde trekking (doğa yürüyüşü) parkuru bulunmaktadır. Ayrıca yörede oldukça gelişmiş turizm tesisleri bulunmaktadır.

Gökçedere

Yalova ili Termal ilçesinde vadi içerisinde bulunan Gökçedere’de turistik tesisler olup, ilin turizm merkezlerinden biridir. Bu tesislere kaplıcalardan sular getirilmiştir.

Hasan Baba Mesire Yeri

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032362.jpgYalova ili Termal ve Çınarcık ilçeleri arasında ve Çınarcık sırtlarında bulunan Hasan Baba Piknik ve mesire yeri geniş bir alana yayılmış olup, meşe, kestane ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplıdır. Ayrıca bu alanda doğal ortamda Geyik koruma alanı bulunmaktadır. Hasan Baba Mesire Yerinde bazı turistik tesisler vardır.

Kum Plajı

Yalova ili Çınarcık-Esenköy arası doğal plaj alanıdır. Bu alan İstanbul başta olmak üzere Yalova ve Bursa’nın önemli bir sayfiye merkezidir. Çınarcık il merkezi Yalova’ya 16 km. uzaklıkta olup, Bursa, Armutlu ve Marmara Denizi ile çevrili ilin önemli bir mesiresidir.

Niyet Kemeri ve Ayak Suyu (Termal)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/20/00032649.jpgYalova ili Termal ilçesinde bulunan su yolunun (kemer) ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarihçi Zonaras bu kemerin varlığına değinmiş ve Niyet Kemeri olarak tanındığını ileri sürmüştür.

Günümüze iyi bir durumda gelen bu su kemeri kesme taştan yuvarlak tonozla üzeri örtülmüştür. Bu kemerin altından akan sıcak suyun bazı hastalıklara iyi geldiğine inanılmıştır. Bunların başında da romatizma, mantar ve çıban gibi deri hastalıkları gelmektedir.

Karaca Arboretumu (Merkez)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/19/00032364.jpgTEMA Vakfı kurucusu olan Hayrettin Karaca tarafından 1980 yılında kurulmuştur. Yalova-Termal karayolu üzerinde, İl merkezine 5 km uzaklıkta Samanlı köyü içerisinde bulunmaktadır.

Peyzaj ağırlıklı, koleksiyon bir arboretum karakterinde olup,135.000 m2. lik bir alanda kurulmuştur. İçerisinde kaya bahçeleri, bitki bahçeleri, iris bahçeleri, gül bahçeleri, minyatür bitkiler, Türkiye doğumlu bonsai bitki koleksiyonları bulunmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Avustralya kıtaları ve Yeni Zelanda'dan bitki örnekleri yanında, Türkiye'nin endemik bitki örnekleri mevcuttur.

Arboretum içerisinde yaklaşık 5 bin odunsu, bir o kadarda otsu rizomlu ve soğanlı bitki bulunmaktadır। Pazar günleri 13.00-18.00 saatleri arasında ziyarete açıktır

MİMARİ ÖZELLİKLERİ
http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/20/00032645.jpgYalova’da Osmanlı döneminde yerleşim XIX. yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır. İlk yapılan yerleşime ait evlerden günümüze gelen pek az örnek kalmıştır. Bu evlerin büyük çoğunluğu deprem ve yeni yapılanmalar nedeniyle ortadan kalkmıştır.

Yalova’da günümüze gelebilen evlerin orijinal örneklerine Armutlu’da rastlanmaktadır. Bu evler Arnavut kaldırımı döşeli sokakların iki yanında sıralanmış, çoğunluğu iki katlı konutlardır. Bahçe içerisindeki bu evler taş temel üzerine bağdadi yapı tekniğinde yapılmışlardır.

Giriş katından taş döşeli bir hole girilmekte olup, bu holün iki yanına yemek odası mutfak ve kiler gibi birimler yerleştirilmiştir. Holden ahşap bir merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. İkinci katta sofa çevresinde odalar sıralanmıştır.

Yörenin ağaçlıklı olmasından ötürü evlerin yapımında geniş ölçüde kullanılmıştır. Evlerin üzeri kiremit çatılı olup, odalar düz tavanlarla örtülüdür. Bu tavanlar üzerinde çıtalarla geometrik desenlere yer verilmiştir.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/20/00032648.jpgÇevresi açıklık olan odaların cephelerinde dikdörtgen söveli pencereler peş peşe sıralanmıştır. Bu evlerin bazılarında da cumba ve kafeslere yer verilmiştir. Evlerin içerisinde kalem işi ve alçı bezemelere rastlanmamaktadır.

XX. yüzyılın başından itibaren yörenin kaplıca turizmi açısından önem kazanması nedeniyle bu amaçlı yapıların, özellikle Termal çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu evlerin arasında Sultan Abdülmecit’in annesi Bezmialem Valide Sultan’ın evi ile Atatürk köşkleri en dikkat çekici örnekler arasındadır. Termal’deki bu evler ile Armutlu’da yıkım ve depremden arta kalanlar koruma altına alınmışlardır.


devamını oku>>

IĞDIR

http://www.igdir.gov.tr/resim/harita2.jpg

Coğrafi Genel BilgileriYüzölçümü 3.588 Km.yi bulan bölgenin Ermenistan ile hududunu boydan boya Aras Nehri teşkil etmekte olup, hattı 51 km.dir. İl, Dünya coğrafyasında eşine ender rastlanabilecek bir özelliğe sahiptir. Bir yandan yurdumuzun en büyük ve dünyanın sayılı büyük dağlarından biri olan büyük Ağrı Dağı''nın 5165 metre yüksekliğindeki buzullarla kaplı sivri tepeleri ile diğer taraftan yüksek Doğu Anadolu platosunda ortalama rakımı 800-900 metre arasında değişen ve turunçgiller ile zeytin dışında her türlü meyve ve sebzenin bolca yetiştirilebildiği bereketli Sürmeli (Aras) çukurunu

bünyesinde iç içe barındırmaktadır. İlin güneyinde yükselen Ağrı Dağı''nın zirvesindeki kar ile ovada yetişen pamuğun rengi soğuk ve sıcağı adeta yan yana getirmektedir. Bu özellikleri onu, yurt sathında "Doğunun Çukur ovası" olarak tanınmasını sağlamıştır.

Doğu Anadolu gibi yüksek platolar ve dağlık bölgelerin geniş yer kapladığı bir bölgede bulunan İl, gerek iklim, gerekse toprak ve bitki örtüsü gibi tabii çevre özellikleri bakımından oldukça farklı özellikler gösterir.

Bölge, Aras Nehri''nin birtakım birleşme boğazları ile birbirlerine bağladığı depresyonlardan (çöküntülerden) birisini oluşturur. Ancak, bu depresyon bölgesi, Aras nehri ve bu nehrin yatağı boyunca geçen Türkiye-Ermenistan sınırı tarafından hemen hemen iki eşit parçaya bölünmüştür. Sınırlarımız dışında kalan Erivan (Revan) ovası ile Iğdır Ovası''nın birlikte oluşturduğu bu depresyon bölgesinin tümüne "Sürmeli çukuru" da denilmektedir. Fakat yörede bu çukurluğun sınırlarımız içerisinde kalan kısmına "Sürmeli Çukuru", Ermenistan sınırları içerisinde kalan bölümüne ise "Sahat çukuru" adı verilmektedir.

Sürmeli Çukuru, Arpaçay''ın Aras''la birleştiği Ergüder mevkiinden başlayıp, Aras nehrinin ülkemiz sınırlarını terk ettiği Türkiye-İran-Nahcıvan sınırlarının birleşme noktasına kadar devam eder. Yükseltisi, batıdan-doğuya ve güneyden-kuzeye doğru azalan bu çukurluğun merkezinde Iğdır şehri kurulmuştur.

Aras nehri boyunca doğu-batı doğrultusunda uzanan Iğdır Ovası, Batı Iğdır, Doğu Iğdır ve Dil Ovası’ndan oluşmaktadır. Iğdır Ovası''nın güneydoğuya doğru bir uzantısı durumunda olan Dil Ovası (Dil Ucu), aynı zamanda ülkemizin en doğu uç noktasını (44 48'') oluşturur.

Bölgenin güneyinde, kabaca batı-doğu doğrultusunda uzanan Orta Toroslar''ın uzantısı ve Munzur dağlarıyla başlayıp Karasu-Aras dağlarıyla devam eden dağlık kütlenin doğudaki bölümü yer almaktadır। Bu bölüm üzerinde yer alan dağlar sırasıyla batıdan doğuya doğru Durak Dağı(2811) m), Zor Dağı (3.196 m), Pamuk Dağı (2.639 m) (Pamuk Dağı geçidi ile Büyük Ağrı Dağı’ndan ayrılan Pamuk Dağı ve Zor Dağı batısındaki Asma Geçidi ile Durak Dağlarından ayrılmaktadır. Pamuk Dağı ile Zor Dağları arasında Çilli Geçidi bulunur.) Büyük Ağrı Dağı (5.165 m) ve Küçük Ağrı Dağı (3.986 m) dağlarıdır. Türkiye''nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı, İran ile tabii bir sınır teşkil eder. Anadolu ile Asya''dan uzanan sıradağların bir nevi buluşma noktasıdır.

Coğrafi Durum - İklim Özellikleri
Iğdır Ovası ve çevresi, Türkiye ve Doğu Anadolu ölçüsünde kendine özgü iklim özellikleriyle “mikro klima” alanı içine girmektedir. Iğdır Rasat İstasyonunun 40 yıllık ölçümlerine göre, bu merkezde yıllık sıcaklık ortalaması 11.6. C°, yıllık ortalama sıcaklık farkı ise 29.2 C° kadardır. En yüksek sıcaklık değerlerine Ağustos 41.8 C°, en düşük sıcaklık değerlerine de Aralık ayında -30.3 C° rastlanmaktadır. Donlu günler sayısı 112.5 gün, yıllık ortalama yağış tutarı 257.6 mm. kadar olup, yağışların yarıdan fazlası 154.6 mm. ile ilkbahar ve yaz mevsimlerine isabet etmektedir. En az yağış ise 47.8 mm ile kış mevsiminde düşmektedir.

Yıllık ortalama sıcaklık değeri, 11.6 C° olarak tespit edilen Iğdır’ın çevre yerleşim birimlerinde ise bu değerler, Iğdır’ın yaklaşık 50 km. güneyinde bulunan Doğubeyazıtta 8.6 °C, 85 km. güneybatısın daki Ağrı’da 6.5 C° ve 130 km. kuzeybatısındaki Kars’ta 4.3 C° kadardır. Görüleceği gibi Iğdır Ova sı, çevresindeki yüksek dağlar ve plato bölgelerinden sıcaklık şartları bakımından belirgin bir şekilde ayrılmaktadır. Kısa mesafede sıcaklığın bu ölçüde değişmesi, topoğrafik yapıdan kaynaklanan yükselti farkının bir sonucu olarak düşünülebilir. Gerçekten de yaklaşık 1600- 1700 m. yüksekliklerde bulunan çevre yerleşim birimlerine göre İğ dır Ovası, 800-900 metre yük seklikte ve etrafı dağlarla çevrili bir havza konumundadır. Bunun yanında yıl içinde atmosfer
dolaşım şartları ve bölgeyi etkileyen hava kütleleri sıcaklık şartlarının ova ile çevre plato bölgesinde bu bakımdan farklı sonuçlar doğura cağı da gözden uzak tutulmamalıdır.

Ovada, genel olarak doğudan batıya doğru gidildikçe yıllık orta lama sıcaklık değerlerinde bir azalmanın olduğu dikkati çeker. Nite kim, Dil Ovasında bulunan DÜÇ. Rasat İstasyonu’nun ölçümlerine göre, 12.8 C° olan yıllık sıcaklık ortalaması, Iğdır’da 11.6 C°, Tuzluca ilçesinde ise 10.3 C° dolayına düşmektedir. Kuşkusuz, bunun sebebi olarak, doğudan batıya doğru yükseltinin az da olsa artmasını göstermek mümkündür.

İlde sıcaklığın mevsimlere göre dağılışı gözden geçirildiğinde ilginç bir durumla karşılaşılır. Aralık, Ocak ve Şubat aylarının sıcaklık ortalamasının fazla düşük

olmaması, bölgede zaman zaman görülen aşırı soğuklar hariç, kış mevsiminin fazla soğuk geçmediğini göstermektedir. İlkbahar mevsiminde sıcaklık ortalamasının 10.0 C°nin üstünde bulunmasından, bu mevsimde havanın ısınmaya başladığı anlaşılmaktadır. Yaz mevsimi sıcaklık ortalaması ise, 24.0 C°’nin üstüne çıkmaktadır. Bu bakımdan, özellikle bölgenin doğu kesiminde bulunan Aralık DOÇ. Rasat İstasyonuna ait yaz mevsimi ortalamasının 25 C°nin üstüne çıkması dikkat çekicidir. Bu değer, yurdumuzun güney ve batısındaki bazı istasyonların (Örneğin; Alanya 26.1 C°) değerlerine yakın bulunmaktadır. Sonbahar mevsiminin ortalama sıcaklık değeri ise, ilkbahar mevsimine benzerlik göstermektedir.

Bölgede, donlu günler sayısı, Kasım ve Mart aylarında 14 günü aşarken Aralık, Ocak ve Şubat aylarında 24 günün üzerine çıkmak tadır. Bu durumda don olaylarına kış mevsiminde sıkça rastlandığı söylenebilir. Nisan ve Ekim aylarında ise don olaylarına daha seyrek rastlanır.

Iğdır Rasat İstasyonunun 23 yıllık verilerine göre, bölgede yıllık yerel aktüel ortalama basınç, 916 m.b. ‘dır. Bölgede en fazla batı sektörlü rüzgar esmektedir. (SW, W, NW) Bunları, kuzeyden esenler takip etmekte ve en seyrek olarak da, doğu sektörlü rüzgar görülmektedir.

Nisan ayından itibaren bölgeyi etkisi altına alan ve yaz mevsimi boyunca sık esmeleri ile dikkat çeken kuzey, doğu, batı ve güney yönlü yağışsız sıcak hava tipleri mutlak yaz kuraklığına neden ol maktadır.

Iğdır Rasat İstasyonunun 16 yıllık ölçüm sonuçlarına göre, bölge de havanın yıllık ortalama bağıl nem değeri %63’ü bulmaktadır। Bağıl nem oranı, yıl içinde maksimuma aralık ayında (%73), mini muma da Temmuz ayında (%53) ulaşmaktadır.Yıllık toplam 98.8 açık güne sahip bulunan Iğdır’da, bu gibi günlerin yıl içinde en çok görüldüğü ay Ağustos (16.3 gün), en az görül düğü ay ise Nisan’dır (4.0 gün). Bölgede açık günler en fazla Haziran ile Ekim arasındaki devrede görülür. Buna karşılık yılda 65.8 günü bulan kapalı havalar, 10 günün üzerindeki ortalamasıyla en çok Aralık, Ocak ve Şubat ayların da görülmektedir.

Bitki Örtüsü
Bölgede, genel olarak depresyon alanı çevresinde yarı kurak iklim şartları, yüksek kesimlerde ise yarı nemli soğuk iklim şartları hüküm sürer. Bu özelliklere bağlı olarak ağaç yetiştirme sınırının altın da bulunan ve yarı kurak iklim şartlarının görüldüğü depresyon alanına step vejetasyonu, yüksek kesimlerde dağ stepi ve Alpin vejetasyonu mevcuttur. Bölge, iktisadi anlamda orman zenginliğinden büyük ölçüde yoksundur.

Ovanın, tuzlu-alkali topraklarında genellikle tuzcul bitkiler görülür. Bu vejetasyon, daha çok Doğu Iğdır ve Dil ovalarında yaygın dır. Söz konusu bu yörelerdeki çorak arazilerde genellikle “kazayağı” familyasına ait bitki türlerine rastlanır. Özellikle taban suyunun yüksek olduğu alanlarda ve bataklıklarda sazlık ve kamışlıklara rastlanır, Aras nehri kıyısında elverişli bir yerleşme ortamı bulan söğüt ve yabani iğde ağaçları, su taşkınlarının etkilerinin azaltılmasında yardımcı olurlar.

Büyük ve Küçük Ağrı Dağları nın kuzey ve kuzeydoğu eteklerin de, Aralık ilçesi dolaylarında kumcul bitkiler yaygın olarak görülür. Büyük Ağrı Dağının kuzey kesimlerinde geniş yer kaplayan ve yer yer alüvyonlar üzerine kadar akmış bulunan genç bazalt örtüsü üzerinde çok fakir bir bitki örtüsü nün varlığı dikkati çeker. Yine adı geçen dağların kuzey yamaçların da huş ve titrek ağaçcıklarına rastlanır.

Iğdır Ovası, prehistorik (tarih öncesi) çağlardan bu yana önemli bir yerleşim merkezi olduğundan, kültürel faaliyetler doğal vejetasyonu önemli ölçüde değiştirmiş ve ovanın geniş bir bölümü tarım alanı haline gelmiştir. Ovanın sulana bilen kısımlarında, genellikle endüstri bitkileri ve meyvecilik faaliyetleri ön plandadır.
Toprak Özellikleri
Genetikleri yönünden “azonal” topraklar sınıfına giren ova topraklarında hakim olan formasyon bazalttır. Bazaltlar üstünde, muhtelif zamanlarda farklı yerlerden taşınmak suretiyle alüvyal karakterli toprak örtüsü hasıl olmuştur. Batı ve güneydeki yamaç araziler “kolüvyal” karakterlidir. Aras nehri nin, Iğdır Ovası topraklarının bünyesi üzerinde büyük etkisi olmuştur. Geçmiş devirlerde taşkınlar ve Aras nehrinin yatak değiştirmelerine bağlı olarak kil, silt, kum ve değişik bünyede topraklar oluşmuştur. Ovada granüler yapıda olan topraklarda geçirgenlik, su tutma kapasitesi ve havalandırma gibi özelliklerin elverişli oluşuna karşılık, diğer yapılardaki topraklarda bu özellikler zayıftır. Bütünüyle farklı hususiyetler gösteren ova topraklarında kilden
çakıla kadar her çeşit bünyeye rastlanmaktadır. Ancak, taban arazilerde kök bölgesi ve kök bölgesinin altında genellikle ağır ve orta bünyeli, yamaçlarda ise hafif ve çok hafif bünyeli topraklar yaygın durumdadır. Ovanın çeşitli kısımlarında üst ve alt toprakların ağır veya orta bünyede bulunmasına karşılık, dağ yamaçlarına ve Aras nehrine doğru yaklaşıldıkça hafif bünyeli topraklar ağırlık kazanmaktadır. Ova topraklarının büyük bir kısmında derinlik 150 cm’den daha fazla olup, batıdan doğuya doğru gidildikçe, toprak kalınlığı genellikle artmaktadır. Toprak derinliğini sınırlayan çakıl ve kum katmanlarıdır. Bu katmanlar, Aras nehrinin geçmiş devirlerde yatak değiştirmeleri sonucu oluşmuştur. Bundan dolayı bazı alanlarda toprak derinliği 10 cm ye
kadar iner.

Ovanın hemen hemen her tarafında tuzlu, alkali ve borlu topraklara rastlanır। 83.211 hektar yüzölçümüne sahip olan Iğdır Ovasının 36.476 hektarı (%43.8) tuzlu-alkali ve borlu araziler olup, tarıma uygun değildir. Bu gibi sahalara 6.000 hektarı bulan yol, kanal, yerleşme, sazlık ve kamışlık alanları da eklersek, ova yüzölçümünün 41.701 hektarının veya %34den fazlasının tarım dışı olduğu anlaşılır. Ova toprakları, kireç bakımın dan zengindir. Genel olarak toprakların kireç değerleri %10-15 arasında olmakla birlikte bazı arazilerde bu değerler %21-37 arasında değişmektedir. Sulama ve yağışlar neticesi umumiyetle toprak profillerinde nisbi bir kireç yıkanması meydana gelmiş ve mevcut drenaj şartlarına göre kireç alt tabakalar da birikmiştir.

http://www.igdir.gov.tr/resim/anit9.jpg

Ermeni Meselesi - SOYKIRIM ANIT ve MÜZESİ01 AĞUSTOS - 1997 tarihinde yapımına başlanmış ve 05 EKİM 1999 tarihinde açılışı yapılmıştır। 1.3 Hektar alan üzerine oturtulmuştur. Yerden yüksekliği 43.50 metredir. Halen Türkiye’nin en yüksek Anıtıdır. Alt kısmı 350 m alanı ile Müze üst kısımı 5 kılıçtan oluşan Anıttan ibarettir.Anıtın kılıçlarının granitleri Çin’den, diğer mermer, granit, taş, seramik gibi malzemeler Türkiye’nin diğer bölgelerinden getirilmiştir.Çanakkale Deli Şehitlik Anıtı ile, paralellik arz eder. En eski Türk Devletinden Cumhuriyetimize kadar geçen evre kılıçların kabzalarında tunç döküm rölyeflerle anlatılmaya çalışılmıştır.

http://www.igdir.gov.tr/resim/dilucu.jpg
İlimiz IĞDIR Türkiyenin 3 Ülke ile sınır olan tek ili. Alican, Borualan, Dilucu. Alican ve Borualan Kapıları faaliyet göstermemekte.


DİLUCU
Azerbaycan''a bağlı Nahçivan Özerk Cumhuriyeti ile ülkemizin Aras nehri üzerinde kurulu ''UMUT KÖPRÜSÜ'' vasıtasıyla karayolu ile bağlayanve her iki tarafın gerek manevi gerekse ticari ilişkilerinin gelişmesinde aracı görevi yapan 22.05.1992 tarihli 92-3065 sayılı kararımız ile kurulan ve aynı tarihte birinci sınıf gümrük müdürlüğü olarak faaliyete başlayan Dilucu Ggümrük Müdürlüğü, Gürbulak ve Muhafaza Başmüdürlüğü bağlantısı olarak görev icra etmektedir.


devamını oku>>